giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
9,5418
EURO
11,0813
ALTIN
550,48
BIST
1.509
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Yağışlı
14°C
Giresun
14°C
Yağışlı
Çarşamba Az Bulutlu
17°C
Perşembe Sağanak Yağışlı
16°C
Cuma Sağanak Yağışlı
16°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
18°C

Niemand kann uns aufhalten

09.03.2020
0
A+
A-

İltica, memleketlerinde siyasi baskıyla rahat yaşama hakları ellerinden alınmaya çalışılan insanların, başka memleketlere göçmesini sağlamak adına, insanlara tanınan bir haktır. Temeli tek bir cümledir: Politisch Verfolgte geniesen Asyl. -İltica hakkı sadece siyasi baskı altında kalanlara tanınır. Bütün avrupa ülkelerinde kanunlarla garanti altına alınmıştır. AB ülkeleri avrupa kıtasını başta fakir afrika olmak üzere, başka memleketlerden gelebilecek olan göçmen istilasından korumak için Dublin’de yapılan ve Dublin sözleşmesi olarak tanımlanan bu antlaşmaya, iltica başvurusu, girilen ilk AB ülkesin de yapılır kriterini getirdiler. Yâni Akdeniz’den İtalya’ya çıkıp, ben Alamanya’ya gidiyorum yok; önce İtalya’da kaydını yaptıracaksın, daha sonra istediğin memlekete gideceksin. Gittiğin her memlekette elindeki kimliğinle tanınacak ve hakkına göre işleme tabi tutulacaksın. Yalnız 2015 yılında Alman hükümeti memleketlerinin sınır kapılarını sürüler halinde gelenlere sonuna kadar açıp, bu kriterin içine etti!
Aradan beş yıla yakın bir süre geçti, halâ sınır kapıları açık, halâ gelenler sığınmacı olarak tanımlanıyor! Türkiye’nin sınır kapılarını açmasıyla, yıllardır adalarını ve şehirlerini, kapağı Almanya’ya atabilmek için istila eden, yakıp yıkan, kaldıkları yurtları çöplük haline getirenler yetmezmiş gibi, Türkiye’nin sınır kapılarını açmasıyla ne yapacağını şaşıran Yunan hükümeti, gelenlerin iltica başvurusunu kabul etmeyeceğini açıklayınca, yâni Alman hükümetinin 2015 yılında öldürüp, hiç kimsenin şikayetçi olmadığı Dublin antlaşmasını işleme koymayacağını, hem de sadece dört haftacık, alman hükümetinin ve partilerinin (Afd hariç) değerli! şarlatanları ayaklandılar; Yunanistan bunu nasıl yaparmışmış? Alman hükümetine her şey serbest, diğerlerine ver acı şerbet! Yunanistan’ın Lesbos adasında, ikibin kapasiteli yerde tam yirmibin istilacı var. Bunların yedibini çocuk. Hemen alıp gelelim, çocukları kurtaralım yaygarası yapıyorlar. Bu çocukları oraya Türkler mi, Yunanlar mı yoksa Almanlar mı götürdü? Peydahlamasını becerenler nerede? İltica yasasında çocuğa iltica hakkı yok!
Alman hükümeti 2016 yılında Türkiye ile anlaşıp, istilacı sürülerine kapıyı açmaması için belirli bir para vermeyi taahhüt etti. Amaçları kendi sınır kapıların da bağıran çağıran, çocuklarını sınır tellerinin üstünden atıveren resimlerin oluşmaması, daha doğrusu Almanların ne kadar insan sevecen, çok duygulu, elindekini herkesle bölüşen bir toplum olduğu fikrini dünyaya yaymaktı. Aman çirkin resimler bizim kapımız da oluşmasın, dünya bizi böyle görmesin. Türkiye ve Türkler mi dediniz? Önemli değil! Tayyip Erdoğan aynı yıl, yâni 2016’da AB’nin yapılan antlaşmaya uymadığını, söz verilen maddi yardımın yapılmadığını, süreç devam ederse, bu insanları memleketinde tutamıyacağını açıkladı. Kulak asan olmadı. Şimdi kapılar açılınca, yumdular gözlerini, açtılar ağızlarını: Türkiye’nin ve Türklerin ne insanlığı kaldı, ne…. neyse!
Türkiye ile yapılan göçmenleri tutma antlaşmasının mimarı Merkel hanım nerede? Her zamanki gibi o konu hakkında hiç konuşmuyor; aradan zaman geçecek, neyin nereye vardığı veya varmaya başladığı gözükecek ki, hanımefendi ortaya çıkıp konuşsun! Hayranları (maalesef bu safların oranı bu memlekette halâ yüzde altmış dokuzlar da) Merkel hanımın problemleri çözmeye sondan başlamasına baygınlar! Önce hiç affedilemez dediği bir eyalet başbakanlığı seçimini, seçileni istifa ettirerek seçimi yok saydı! Bu güzel! demokrasi adımını beğenmeyen, daha kısa bir süre önce partisinin başına getirdiği piyonu, küçük Merkel olarak tanımlanan hanım istifa etti. Merkel eyalet başbakanlığına doğu Almanya kökenli komünist partinin liderini getirdi. Bugünler de Hanau’da bir şizofren hastası katilin öldürdüğü insanların üstünden, başbakanlığını uzatabilmenin uğraşını veriyor. Devletin sorumluları hastalığı tescilli olan adamın elinde, atıcılık derneğine üye olmasından dolayı bulunan dünya kadar silahı almayarak, bu kadar insanı katletmesine en büyük katkıyı yaptılar. Yanında oturduğu annesini ve kendisini de öldüren adamı, başsavcılık hemen nazi olarak açıklıyor. Bu işte muhakkak Afd isimli Merkel’in memleketi bölen icraatlarıyla büyüyen partiye yaylım ateşi başlatıyorlar. Başbakan, cumhurbaşkanı ve kuyruklarındakiler timsah gözyaşlarıyla cenaze törenlerini meclise kadar taşıyorlar. İnsanların acılarını amaçlarına alet ediyorlar. Aynı savcılık ve aynı yöneticiler bir kaç yıl önce Berlin’in bir noel pazarında, oniki insan üstlerine canavarca sürülen kamyonla öldürülünce, hiç ortalıklarda yoktu. Niye yoktular, çünkü dosyası çok kabarık olan o canavar Merkel’in bu memleketin başına belâ ettiği teröristlerden biriydi. Nazi gömleğini boynuna geçirip, aşırı sağcı, nazi yapamazlardı! Yâni ekmek yoktu! Merkel ancak bir yıl sonra islamcı teröristin hunharca öldürdüğü insanların ailelerine başsağlığına gitti. Başsavcılıktan bilgi verilmedi. Cinayeti işleyen vatandaşın memleketten çıkmasına göz yumuldu. Eğer İtalyan polisi öldürmeseydi, belki de vatandaş kapağı yine Almanya’ya atacaktı. 2016’nın Aralık ayında yapılan saldırı karanlığını halâ sürdürüyor. Polisin bir gece önce bir camiye yaptığı iki ziyaretin belgeleri halâ ortaya çıkmadı. Savcılıktan çıt yok. Biz Hanau’da daha kanlar temizlenmeden ortaya çıkıp, katil sağcıydı diyen başsavcılığın, yıllarca türkleri öldürmelerine rağmen, ellerini kollarını sallayarak bu toplumun içinde yaşayanların belgelerini, anayasayı koruması gereken, bu isimle tanımlanan kurumun, başta Hessen eyaletinde ki olmak üzere, değirmenlerde öğütmesine sessiz kalmasına da şahitiz! Beate Tschâpe isimli baş sanık halâ ceza almış değil.
Almanya’da göçmenlerden kazanan bir sektör oluştu. Bu memlekete akanların içinde sığınmacı ismini hakedenler hemen hemen hiç olmasa da, (Türkiye, Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerden başka bir memlekete gitmeğe kalkanlar kesinlikle sığınmacı değildir çünkü, adı geçen memleketler de güvenlikleri sağlanmıştır.) siyasiler, yandaş basın ve devlet kanalları, duygu sömürüsünden vazgeçmiyor, sığınmacıyı dillerinden düşürmüyorlar. Önceki gün şehrin meydanın da koskocaman bir sığınmacı standının önünde para topluyorlar dı, devletin bol kese desteklediği, kontrölsüz NGO’lara verilenler yetmiyormuş gibi! Memleketin en büyük işveren kuruluşları olan katoliklerin Caritas’ı ve Protestanların Diakonie’sinin hastaneleri, okulları, kreşleri, mekanları dört gözle istilacı, pardon müşteri bekliyor! Aynısı doktorlar, avukatlar, eczaneler, inşaat ve kiralık konut sektörü için de geçerli. Ve işverenler! En büyük pastayı onlar yiyorlar: saat ücreti onbeş yirmi avro olan işçilerini çıkartıp, aynı işi sekiz dokuz avro olan asgari ücretle, memleketi dolduranlara yaptırıyorlar. Yedi sekiz tane eyalet, kapasitelerinin olduğunu, yeni istilacı alabileceklerini duyuruyor. Hiç kimse merak etmesin, Türkiye’den Yunanistan’a koşanlar ve Yunanistan’ı işgal etmiş olanların hepsini Alman hükümeti alacaktır. Türkiye’nin kapıları açmaları bir bakıma iyi de oldu; yeni vatandaşlarımızı geceleri uçakla taşra kentlerine getiriyorlar dı, şimdi bu işi hiç saklamadan, çok rahatlıkla ve daha büyük uçaklarla, üstlerine hiç toz kondurmadan yaparlar! Bizim suçumuz yok, Türkler kovuyor, biz kurtarıyoruz! Almanlar hep en iyi olmak, hep en iyisini yapmak ve iyi görünmek uğruna, kendilerinin ve çocuklarının yarınlarının içine ediyorlar! Tarihe bakın; bugünlerini düzeltmek veya kurtarmak için değil, yakıp yıkmak için sokağa çıkıyorlar. O zaman da maalesef iş işten geçmiş oluyor!
İnsanların sınırlarında kontrol edilmesi gerektiğini söyleyenleri nazilikle, ırkçılıkla suçluyorlar. Ama aynı insanların Türkiye’den dışarı çıkarılmamalarına, bir nevi hapis tutulmalarına, hiç itirazları yok. Ne insanlık sevgisi değil mi? Peki bu insanlar niye Türkiye’de kalmak istemiyorlar? Çok basit; Türkiye’de karınlarını doyurmak için çalışmak mecburiyetindeler, Almanya’da parmaklarını dahi oynatmadan, ölene kadar yaşamlarını garanti altına alıyorlar! Sadece kendilerinin değil, bütün aile yakınlarının hayatı kurtuluyor! Kim gelmek istemez? Onun için bunu çok iyi bilen Yunanistan sınırındaki yavuz delikanlı; wir gehen über die Grenze, uns kann niemand aufhalten -bizi kimse durduramaz, sınırı geçeceğiz- diye haykırıyor! Buyurun, sevilecek! sevecen Almanlar ve sosyal daireleri sizleri bekliyor!

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.