giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
9,6002
EURO
11,1843
ALTIN
553,48
BIST
1.468
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Sağanak Yağışlı
15°C
Giresun
15°C
Sağanak Yağışlı
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C
Pazar Parçalı Bulutlu
20°C

Ayhan YÜKSEL

Tirebolu'da doğdu. İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı'nda yüksek lisans programını tamamladı. Çalışmaları özellikle Giresun ve Tirebolu üzerinde yoğunlaştı. Çalışmalarının ana kaynağını doğrudan arşiv belgeleri oluşturdu ve üzerinde daha önce hiçbir çalışma yapılmamış veya az durulmuş konular teşkil etti. Çeşitli yerel gazeteler ve dergiler ile Türk Dünyası Araştırmaları, Tarih ve Toplum, Türk Kültürü İncelemeleri, Karadeniz İncelemeleri, Osmanlı Araştırmaları, Askeri Tarih Araştırmaları Dergisi gibi akademik dergilerde yazıları yayımlandı. Katıldığı sempozyumlarda araştırma sonuçlarını tebliğ olarak sundu. TTK tarafından Giresun'da yerel kültüre katkıda bulunan tarihçi olarak arşiv kaydı alındı. Yayımlanmış kitapları arasında Giresun Tarihi Yazıları (3. baskı, 2007), Doğu Karadeniz Araştırmaları (3. baskı 2007), Kuğuoğulları (2017), Keşap Tarihi (2. baskı, 2016), Keşap Kazası Nüfus Kayıtları (2013), Giresun Kazası Nüfus Defteri (F. emecen ile birlikte, 2015), Giresun'da Fındık ve Fındık Borsası'nın Tarihçesi (O. yeşilot ile birlikte, 2015), Giresun Nikâh Kayıtları (F. Emecen ile birlikte, 2021) ve diğerleri bulunmaktadır.

Millî Mücadelede Kahramanı Topal Osman Ağa

Giresun Müdafaa-i Hukûk Reisi Osman Ağa’ya

“Hidemâtı- vataniyyenize teşekkür ederim.

Fedakâr Giresun ahâlîsine selâmımın tebliğini rica ederim”.

Mustafa Kemal (Paşa)

Ankara, 18 Eylül 1920

 

Millî Mücadele yılları öncesi ve sırasında Doğu Karadeniz bölgesinin tanınmış şahsiyetlerinden birisi de Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle “hizmet ve vatanseverliği takdire değer” olan Osman Ağa’dır.

Osman Ağa, 1883 yılında Giresun’un Hacı Hüseyin Mahallesi’nde doğmuştur. Babası fındık ticareti yapan Feridunzâde Hacı Mehmed Efendi, dedesi deniz ticareti ile uğraşan Hacı İsmail Efendi, annesi Cemşitgiller’den Zeyneb Hanım’dır. Ailesi, denizcilik ve ticaret ile uğraştığından durumları oldukça iyiydi. Düzenli bir eğitim görmemiştir. Genç yaşta ticaretle uğraşmaya başlamıştır. 1910’da Hacı Hüseyin Camisi’nin deniz kenarında adı Yalı Kahve olan bir de kahvehane açmıştır. Evlilik çağına geldiğinde Panaz-oğlu Hacı İsmail Ağa’nın kızı Hatun Hanım’la evlilik yapmıştır. Çekek semtindeki yalılarında bu ilk evliliğinden olan oğulları İsmail ve Mustafa dünyaya gelmiştir.

Osman Ağa, ticarete yatkındır. Ailesi ve kayınpederi oldukça varlıklı olması nedeniyle hiç geçim sıkıntısı çekmemiştir. Aksu deresi ağzına Rumlar tarafından kurulan kereste fabrikasına kayınpederiyle birlikte ortak olmuştur. Zamanla lider özellikleri, cömert ve varlıklı oluşu nedeniyle yörenin ileri gelenlerinden biri olmuştur. Daha gençlik yıllarında “zeki, azimli, atılgan” bir kişi olduğundan “ağa” lakabıyla anılmaya başlamıştır.

OSMAN AĞA BALKAN SAVAŞI’NA GÖNÜLLÜ KATILIYOR

8 Ekim 1912’de Balkan Savaşı çıktığında ailesi tarafından 54 altın askerlik bedeli ödendiği halde askerlik şubesine giderek verilen paraya geri almış ve 65 gönüllü arkadaşı ile Balkan Savaşı’na katılmıştır. 18 Kasım 1912’de Çorlu civarında Bulgarlara karşı yapılan bir hücumda sağ diz kapağına isabet eden bir şarapnel parçasıyla yaralanmış, arkadaşları Sütlaç Mustafa ile Avutmuşlu Uzun Dursun Ağa ve Kâhyaoğlu Hüseyin tarafından sipere kadar çekilmiştir. Yaralı Osman Ağa arkadaşları tarafından İstanbul’da oturan kız kardeşi Zatiye Hanım’ın yanına getirilmiş, Sütlaş Mustafa ile Pehlivan İsmail, Osman Ağa’yı Sirkeci Gümrük Emini olan eniştesinin yardımıyla Şişli Etfal Hastanesine yatırmışlardır. Şişli Etfal Hastanesine kaldırıldığında sağ diz kapağı parçalanmış, vücudu on beş yerinden yaralanmıştı. 8-9 ay kadar kaldığı hastanede tedavisi Başhekim Dr. Saim ve Opr. Dr. Cemil Beyler tarafından yapılmıştır. Doktorların bacağının işe yaramayacağı, kesilmesi gerektiği şeklindeki sözlerine aldırış etmeyerek sözel kaynaklara göre “uyutulmadan” ameliyat edilmesini istemiştir. Bu ısrar karşısında doktorlar çaresiz Osman Ağa’nın dediğini yapmak zorunda kalmışlardır. Aldığı yaradan dolayı dizini kıramadığı için bütün adım atmak zorunda kalmış, bu haliyle “Osman Ağa” iken, unvanına bir lakap daha eklenmiş “Topal Osman Ağa” olmuştur.

 

OSMAN AĞA RUSLAR’A KARŞI

Osman Ağa, hastaneden çıkmış ve Giresun’a gelmiştir. 8 Eylül 1913 tarihli bir belge Osman Ağa’nın Giresun’da olduğunu göstermektedir. Osman Ağa, Birinci Dünya Savaşı’na kadar Giresun’da ticaretle uğraşmıştır.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesiyle birlikte şehirdeki Ermeniler ve Rumlar, Ruslarla işbirliği içine girmişlerdir. Bu günlerde Pontus Çeteleri’nin karşına çıkan Osman Ağa olmuştur. Rumlar, Ruslar lehine casusluk etmekten ve Türk köylerine saldırmaktan geri durmamışlardır. Özellikle Rumlar’ın Pontus hayali peşinde çeteler oluşturmaları ve silahlanmaları, hükümeti bazı tedbirler almaya zorlamıştır. Bu tedbirlerden birisi de 9 Mart 1916’dan başlayarak Giresun Rumlarının “Sevk ve İskân Kanunu” ile daha güvenli iç bölgelere kaydırılmalarıdır. Bu sevk sırasında hiçbir yolsuzluk ve şikâyet olmamıştır. Ancak, Osman Ağa daha sonra sevk nedeniyle sorumlu tutulacak ve Kürt Mustafa Paşa’nın başkanlığındaki mahkemede yargılanmak istenecektir.

Osman Ağa, savaş içinde bu defa Kafkas Cephesi’nin yolunu tutmak üzere arkadaşlarıyla birlikte Hacı Hüseyin mahallesinde bir kez daha toplanmışlardır. Osman Ağa ve 93 gönüllü arkadaşları önce Trabzon’a gelmişler, burada hapishanede yatan Giresunluları da çeteye dâhil etmişlerdir. Çeteye dâhil ettikleri isimler arasında Tomoğlu İsmail, Dalgaroğlu Bilal gibi mahkûmlar vardır.

Osman Ağa, Kafkas cephesinde Teşkilat-ı Mahsusa’nın Doğu cephesinde aktif görev almıştır. Başına topladığı 700-800 gönüllüyle Teşkilat-ı Mahsusa alayına katılarak Batum bölgesinde Ruslar’a karşı savaşmış, Türk Ordusunun Ruslar karşısında gerilemesi ve Harşit ırmağına kadar çekilmesinden sonra da burada cephe tutmuş, Albay Hacı Hamdi Bey’in komutasındaki 37. Fırka ile ilişkilerine devam etmiştir. Rus orduları karşısında çekilip dağılan birliklerin Harşit bölgesinde derlenip toparlanmasında Osman Ağa’dan yararlanılmıştır. Osman Ağa, Hacı Hamdi Bey’den aldığı yetki ile asker firarilerini yakalayıp tekrar cepheye gönderilmesini sağlamıştır. Osman Ağa, Ekim Devrimi’nden sonra 12 Şubat 1918’den itibaren Harşit bölgesinden çekilmekte olan Ruslar’ın peşinden Batum’a ilk giren olmuştur. Bir süre Batum’da kalan Osman Ağa, Kafkasya’dan Giresun’a silah ve teçhizat getirmekle uğraşmıştır. Bu başarılarından sonra Osman Ağa’nın bölgede itibarı daha da artmış, günden güne sözü geçen, güçlü bir şahsiyet haline gelmiştir.

Ruslarla yapılan mütarekeden sonra Giresun’a dönen Osman Ağa, törenle karşılanmış, burada Askerlik Şubesi Başkanı Hüseyin Avni Alparslan Bey ve Kaymakam Nizamettin [Ataker] Bey’in aralarında bulunduğu şehrin ileri gelenleri, Pontus tehlikesin karşısında Giresun’un durumunu anlatmışlardır.

GİRESUN BELEDİYE REİSİ OLUYOR

Osman Ağa şehre dönüşünde hem Giresun Müdafaa-i Hukûk Cemiyeti, hem de Giresun Belediye Reisi olmuştur. Bu arada Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti Pontus tehlikesine karşı “işgale silahla karşılık verme” kararı almıştır. Bunun için de Osman Ağa ile anlaşmaya karar verilmiştir. Çünkü Türkler’den yalnız Osman Ağa çetesinin elinde silah vardır. Zaten Osman Ağa daha Mondros Mütarekesi’nde (30 Ekim 1918) ileriyi görerek 42 yere telgraf çekmiş, “Trabzon’da bir kongre yapılmasını, silaha sarılmak gerektiğini, Türklerin imhasına karar verilmiş olduğunu, silaha sarılmaktan başka çare olmadığınıifade etmişti.

Giresun’da Pontusçu Rumlar, kendilerine en büyük engel gördükleri Osman Ağa’yı şehirden uzaklaştırmak için her çareye başvuruyorlardı. Trabzon tehciri davası görülürken Karadeniz bölgesindeki Ermeniler ve Rumlar tehcir meselesini bahane ederek yeni isimleri padişaha, patrikhaneye ve İngiliz karargâhlarına bildirmekteydiler. Nitekim Giresun’da da tehcir işlerinin çok kötü icra edildiği nedeniyle Osman Ağa’nın da Divan-ı Harbi- Örfi’ye teslimini istemişlerdir.

Giresun Belediye Reisi Osman Ağa’nın tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini isteyen telgraf bir süre işleme konulmamıştır. Kaymakam Nizamettin Bey’le müddeiumumî Yolasığmazzâde Hulûsi Bey Osman Ağa’ya gizlice haber göndererek ortalıkta dolaşmamasını istemişlerdir. Osman Ağa, şehirden ayrılmaya karar verince haber verdiği cephe arkadaşı, o günlerde dağa çıkmış olan Tomoğlu İsmail Ağa çetesi ile bir gece Giresun’a gelmiş ve Osman Ağa’yı “sargıdan almıştır.” Bir süre Keşab Tepeköy’de ve daha sonra Kayadibi köyünde kalmış ve padişah yanlısı kaymakam Bâdi Nedim Bey’in tutuklanması konusunda ısrarlı takibi üzerine maiyetini alarak Karahisar’a gitmiştir. Bu sırada Giresun şehrinde 6160 Türk, 6241 Rum, 900 Ermeni olmak üzere 13.301 nüfus vardır. Trabzon Valisi Mehmed Galib [Gönç] Bey, İtilaf devletlerinin arzusu üzerine Osman Ağa’yı ölü veya diri ele geçirmeye çalıştığı sırada Giresunlular artan Pontus baskısına karşı Karahisar’a adam göndererek Osman Ağa’dan yardım istemişlerdir.

Osman Ağa taşkınlıklarını iyice artıran Rumların 11 Mayıs’ta Taşkışla denilen Rum okuluna Yunan Kızılhaç bayrağı, 5 Haziran 1919 günü 20 metrelik büyük bir Pontus bayrağı asmaları üzerine Karahisar’dan Giresun’a inmiş ve Rum okuluna asılan bayrağı indirtmiş, bayrağı asan doğramacı ustası Aristidi Balavani’yi hak ettiği şekilde cezalandırmıştır. Osman Ağa ve çeteler geldikleri gibi Karahisar’a dönmüştür.

 

LALE SİNEMASI BASKINI

Osman Ağa Giresun’dan uzaklaşınca Rumlar fırsat bilen taşkınlıklarına devam etmekteydiler. Rumlara cesaret veren isimlerden birisi de Giresun’a yeni atanan Bâdi Nedim Bey’dir. Çünkü, Sadrazam Damat Ferit Paşa, Bâdi Nedim Bey’e Osman Ağa’nın tevkifi veya ortadan kaldırılması talimatını vermiştir. Rumlar bir gün Lale Sinemasına gelerek oradaki Türklerin feslerini yere atıp çiğnemişlerdir. Sinemada yaşanan bu olay Osman Ağa’nın kulağına gitmiştir. Osman Ağa, Rumlara bir ders vermek ve ortalığın boş olmadığını göstermek amacıyla 90 kadar çetesiyle Saytaş’tan gizlice gelerek sinema binasını kuşatmıştır. Lale Sinemasına önce Tomoğlu İsmail Ağa birkaç çetesi ile, sonra da Osman Ağa girmiştir. Osman Ağa’nın sinemaya girdiğini gören Rumlar ayağa kalkmışlar, Osman Ağa’yı selamlamışlardır. Çetelerin Rumların bir kısmının şapka ve feslerini yırtmalarını Osman Ağa engellemiştir. Bir süre film seyredilmiş, baskın amacına ulaştığı için Osman Ağa ve çetesi sinemadan gitmişlerdir. Giderken birkaç el silah atarak Rumlara taşkınlıklarına son vermeleri için gözdağı vermeyi ihmal etmemişlerdir. Bu sinema, Kaptan Yorgi’nin kızı Madam Pavlidi tarafından işletilen sinemadır.

 

OSMAN AĞA VE 168 ARKADAŞI “AFV-I ŞAHANE”YE UĞRUYOR

Osman Ağa, Sivas, Tokat ve Karahisar Rum Metropolitlerine baskı yaparak “Patrikhaneye ve İstanbul hükümetine tehcirle ilgili olmadığına, affedilmesinin yerinde olacağını, kendisi hakkında bir şikâyetlerinin bulunmadığına dair bir mektup yazmalarını” sağlamıştır. Osman Ağa’nın bu isteğine Giresun Rumları da katılmıştır. 30 Haziran 1919’da Karahisar mutasarrıflığı aracılığıyla Osman Ağa ve arkadaşları “istimân” etmişlerdir. 2 Temmuz 1919’da Sivas Valisi Reşid Bey tarafından Dâhiliye Nezareti’ne arz edilen istimân yazısı Meclis-i Vükelâ’nın 7 Temmuz 1919 tarihli toplantısında görüşülmüş ve Osman Ağa “şahsî hukuk saklı olmak kaydıyla” affedilmiştir. Osman Ağa, 8 Temmuz 1919’da gelen af kararını Karahisar’da Millet Bahçesi’nde okumuş ve aynı gün yola çıkmış, 12 Temmuz’da Giresun’a varmıştır. Uzun yazışmalardan sonra Meclis-i Vükelâ 10 Kasım 1919 tarihli toplantısında isimleri belirlenmiş Osman Ağa’nın arkadaşlarından 168 kişi için de adlî takibatın ertelenmesine karar vermiştir. Böylece, Osman Ağa ve arkadaşları “afv-ı şahane”ye uğramışlardır.

Osman Ağa, “afv-ı şahane”den sonra Giresun Belediye reisliği makamına yeniden oturmuştur. Pontus devleti hayallerine son veren mücadelesine hemen başlamış, Giresunluları teşkilatlandırmıştır. Sahillerin kontrol altına alınması için 8-10 kişilik korucuyu mangası kurmuştur. Yine Osman Ağa, bir beyanname yayınlayarak “21 ila 35 yaş arasındaki gençleri vatan savunmak, şeref ve dinlerini çiğneyen düşmanı kovmak için silâhaltına davet etmiş, kendilerine silah verileceğini” bildirmiştir.  Bu arada Havza’da Mustafa Kemal Paşa ile Osman Ağa arasında bir görüşme olmadığı belirtilmelidir.

 

MAVRİDİ KÖŞKÜ BASKINI

Giresun Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti ve buna bağlı Müdafaa-i Memleket Komitesi mensupları göçmen Rumlar konusunda birbirleri ile haberleşiyor, gerekli önlemleri alıyor, etrafa göz-kulak oluyordu. Sohum’dan hareket ederek Giresun’a gelecek olan çetelerin arasında Giresun’dan meyhaneci Filoli, Süllü köyünden Haçika ve Ordulu Haralambo’nun olduğu bilinmekteydi. Yapılan istihbarata göre Haçika’nın Sohum’dan hareket ettiği öğrenilmişti. Giresun’da Keçiburnu sahilinde karaya çıkan Pontusçu çeteciler Saytaş’taki Mavridi Köşküne yerleşmişlerdi. 12/13 Temmuz 1919 gecesi Osman Ağa ve Hüseyin Avni Alparslan kumandasında askerler ve çeteler köşke baskın yapmışlar ve başta Haçika olmak üzere diğer çetecileri ölü ve yaralı olarak ele geçirmişlerdir. Haçika, kaçmaya çalışırken Dalgaroğlu Bilal tarafından vurulmuştur.

 

ERZURUM KONGRESİ VE OSMAN AĞA

Ülkenin işgali, Doğu Anadolu’nun Ermenilere verileceği, Pontus devleti kurma hayali beraberinde millî uyanışı harekete geçirdi. Doğu Anadolu’da Ermenistan devleti kurulacağı söylentileri üzerine İstanbul’da Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti kurulmuştu. Bölgelerinin Rumlara verilmesine karşı örgütlenmiş olan Trabzon Muhafaza-i Hukûk-ı Milliyle Cemiyeti ve Kars Millî Şûrası’nın da katkılarıyla, Vilayât-ı Şarkiye Cemiyeti Erzurum Şubesi, birlikte Erzurum’da bir kongre toplanmasını kararlaştırmıştı. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında İstanbul hükümetinin ve İtilâf devletlerinin engellemelerine rağmen toplanan kongreye delege olarak Giresun’dan Kitapçızâde İbrahim Hamdi [Elgen], Dr. Ali Naci [Duyduk], Tirebolu’dan Yusuf Ziya [Şişman] Beyler katılmıştır. Giresun delegeleri kongrede Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığına “asker ve tepeden inme” olduğu düşüncesiyle karşı çıkan Trabzon delegesi Ömer Fevzi [Eyüboğlu] Bey’in öncülük ettiği muhalif grubun içinde yer aldıkları için Osman Ağa’nın tepkisine neden olmuşlardır. Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal Paşa’ya muhalefet eden Dr. Ali Naci, İbrahim Hamdi Beyler, Osman Ağa’nın kendilerine bir fenalık etmesinden korkarak Giresun’a terk etmişler, Yusuf Ziya Bey Tirebolu’da evine kapanmak zorunda kalmıştır.

 

BÂDİ NEDİM OLAYI

Osman Ağa’nın önemli bir eylemi de Hürriyet ve İtilaf Partisi taraftarı kaymakam Trabzonlu Bâdi Nedim Bey’in don gömlek, yaka paça evinden kaldırılarak bir motorla Trabzon’a gönderilmesidir. İşbirlikçi Damat Ferit Paşa kabinesi tarafından atanan Bâdi Nedim Bey’in millî emellere itaatkâr olduğu ve olacağına dair teminatı üzerine 13 Ekim 1919’da yerinde bırakılmıştı. Ancak göreve başlayınca İstanbul hükümetinin ve Rumların tahrikiyle Osman Ağa’ya karşı sert tedbirler almaya başlamıştır. Bâdi Nedim Bey’in Osman Ağa’yı ortadan kaldırmak üzere para ve adam temin ederek bir suikast yapmayı tasarladığı ortaya çıkınca Osman Ağa, Bâdi Bey’in evine 20 Aralık 1919’da bir baskın yapmış ve Bâdi Bey’i yatağından kaldırıp Tirebolu’ya, oradan da Trabzon’da valiye teslim etmiştir.

 

GİRESUN UŞAKLARI ŞARK HAREKÂTINDA

Bu sırada Ermeni (Şark) Harekâtı vardır ve kuvvete ihtiyaç duyulmaktadır. Kazım Karabekir Osman Ağa’nın Giresun’da kalmak üzere hazırlanan millî taburun doğuda kullanılmasını istemiştir. Osman Ağa’nın kurduğu Giresun Millî Taburu Kars’a gitmek üzere 12 Eylül 1920’de Trabzon’a ulaşmış, 22 Eylül’de Trabzon’dan ayrılmıştır. Ancak, Giresun Taburu Ermeni harekâtına yetişememiş, savaş sonrası bölgenin temizlenmesi ve asayişin sağlanması işlerinde dört ay görev yapmıştır.

 

GİRESUN’DA ÇATIŞMA

Osman Ağa Gönüllü Taburunu gönderdikten sonra Giresun’a dönmüştür. O sıralarda bir motor dolusu silah gelmiştir ve bu silahın İnebolu’ya ulaştırılması gerekmektedir. Motor bozulunca Osman Ağa, Rizeli Ahmed Reis’in motoruyla silahın bir kısmını İnebolu’ya götürmesi için anlaşmıştır. Silah aktarması yapılırken Ahmed Reis, kaymakam Hüsnü [Çakır] Bey’e “Osman Ağa’nın kendi rızası olmadan motoruna el koyduğunu” söylemiştir. Ahmed Reis’in motoru boşaltılmıştır. Osman Ağa, Ahmed Reis’e “ben senin motoruna silahı cebrem mi yüklettim, niye beni kaymakama şikâyet ettin” diye sormuştur. Bu konuşmadan sonra Osman Ağa’nın oğlu Ahmet Reis’le kavga etmiş, iki taraf çatışma konuma gelmiş, Ahmed Reis’in adamlarının elinden silahları aldırılmıştır. Kaymakam Hüsnü Bey, jandarmaya Osman Ağa’yı yakalama emri vermiştir. Osman Ağa, Rizeli Ekşioğlu Mehmed Ağa’nın gazinosunda otururken jandarmalar tarafından sarılmıştır. Jandarma Tabur kumandanı Hamdi ve Bölük kumandan Suphi Beyler de oradadır. Osman Ağa’nın çetesi de mevzi almıştır. Bu sırada jandarma eri Tonyalı Ali, emir almadan Osman Ağa’ya ateş etmiştir. Kurşun balkon demirinin üstünü sıyırarak geçmiş, Tonyalı Ali vurulmuştur. İşte, o sırada bir elinde kırbacıyla bir Albay ortaya çıkmış, güçlükle duruma hâkim olmuştur. Bu Albay, Osman Ağa’yı izlemek üzere Ankara’dan gelen Cebel-i Bereket mebusu Rasim Bey’dir. Albay Rasim Bey, “Osman Ağa’dan Millî Mücadele’de yararlanılabileceği” kararına varmıştır. Rasim Bey’in olumlu raporu üzerine Mustafa Kemal Paşa tarafından 21 Ekim 1920’de Albay Rasim Bey ile Osman Ağa Ankara’ya davet edilmiştir.

İç isyanların olduğu o günlerde meclisin güvenliğini sağlayacak bir birlik yoktur. Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey, Millî Muhafız Müfrezesi teşkiline dair bir önerge vermiştir. Meclisin ittifakla kabul ettiği bu teklif meclis başkanının önerisi üzerine Müdafaa-yı Milliye Vekâletine havale edilmiştir. Aynı gün Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa Trabzon’daki 3. Tümen Komutanı Rüştü Bey’den Rize ve Giresun’dan Osman Ağa’nın emrinde bir muhafız müfrezesi gönderilmesinin istemişlerdir.

 

MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN GİRESUNLU MUHAFIZLARI

Osman Ağa, Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısı üzerine 15 kişilik gönüllü müfrezesi ile Ankara’ya doğru yola çıkmıştır. Ünye motoruyla önce Vona, Ünye, Terme, Samsun, Gerze ve Sinop’a uğradıktan sonra 29 Ekim’de İnebolu’ya çıkılmıştır. Hatta motor fırtınadan dolayı batma tehlikesi geçirmiştir. Osman Ağa’nın geldiğini haber alan Pontusçu Rumlar hemen şehri terk etmişlerdir. Osman Ağa, ertesi günü dört yaylı arabayla İnebolu’dan uğurlanmıştır. Kastamonu ve Çankırı yoluyla Ankara’ya gelinip Taşhan Oteli’ne yerleşilmiştir. Taşhan Oteli’nde Osman Ağa’yı başyaver Salih (Bozok) Bey karşılamış,  Osman Ağa, yanında oğlu İsmail, Mustafa Kaptan ve Kaymakamın Asım Bey’le birlikte Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkılmış, akşam yemeği birlikte yenilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, ertesi gün de Osman Ağa müfrezesini Çankaya’da yemeğe davet etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, müfrezeyle tek tek ilgilenmiş, Kemençeci Hamit’in koltuk altındaki kemençe dikkatini çekmiştir. Osman Ağa’ya “bu nedir” diye sorduktan sonra aldığı cevap üzerine kemençenin çalınmasını ve horon oynanması dileğini iletmiştir. Paşa’nın huzurunda horon kuran uşaklardan Co Hüseyin’in “alaşağı” yapıldığı sırada belindeki silahı patlamış ve bacağından yaralanmıştır. Mustafa Kemal Paşa oyunun durmasını istemişse “uşaklar” horonu bitirmeden oyuna son vermemiştir.  Üstelik Co Hüseyin “biz böyle yaralara alışığız” diyerek hastaneye gitmek istememiştir. Osman Ağa da Mustafa Kemal Paşa’ya “Paşa Hazretleri, bunlar ölürler de horonu bitirmeden bırakmazlar” demiştir. Mustafa Kemal Paşa, bu yiğit “Giresun Uşakları”nı maiyetine istemiştir. Böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celile Muhafız Bölüğü’nün ilk mangası bu “Giresunlu uşaklardan” oluşturulmuştur. Yerel giysileri olan aba zıpka, silah ve mermilerle donatılan sayıları ileride 200’ü bulan muhafız birliği “Giresun Gönüllü Laz Müfrezesi” adını almıştır. Osman Ağa, Ankara’dan dönüşünde parlak bir törenle karşılanmıştır.

Osman Ağa, Ankara’da iken Mustafa Kemal Paşa’ya Giresun’da üç tabur askerin hazır olduğunu ve bir tabur askerin de Kars’ta Kazım Karabekir Paşa’nın emrinde bulunduğunu anlatarak Pontusçulara karşı mücadele etmek üzere Samsun’a gidecek iki taburun komutanın Giresun Askerlik Şubesi Reisi Hüseyin Avni Alparslan Bey olmasını istemiş, Fevzi [Çakmak] Paşa ile de görüşerek Giresun’da gönüllü alay kurulması için resmen talepte bulunmuştur. Fevzi Paşa, Giresun’da mıntıka komutanı olan ve Kafkas Cephesinden tanıdığı Hüseyin Avni Alparslan Bey’in emrinde bir alay kurulması şartıyla bu isteği kabul etmiştir. Osman Ağa’nın Hüseyin Avni Bey’le birlikte çalıştığını ifade etmesine üzerine Giresun’da iki alayın kurulmasını emredilmiştir. Osman Ağa, aldığı emir gereğince 47. Alay ile Hüseyin Avni Bey’in başında bulunduğu 42. Alay’ın kuruluşunu tamamlamıştır.

 

OSMAN AĞA KOÇGİRİ İSYANI’NDA

Osman Ağa, Mart 1921’de emrindeki 550 mevcudu ve 4 dağ topu ile birlikte Koçgiri ayaklanmasını bastırmak üzere Sivas’a gitmiştir. Giresun Alayı, Refahiye bölgesinden başlayarak asilere büyük bir darbe indirerek harekâtta çok önemli başarılar göstermişlerdir. 27 Nisan’da Çıragediği denilen yerde asiler tarafından pusuya düşürülen 28. Süvari Alayı’nın çarpışmalarda daha fazla zayiat vermesini Giresun müfrezesine bağlı mürettep süvari birliği önlemiştir. Koçgiri Harekâtı’ndan dönen Osman Ağa, Giresun’da hazırlanan üçüncü tabur ile Samsun’da Pontusçular üzerine gitmiştir. Samsun’da Mıntıka Palas’ta karargah kuran Osman Ağa, sokak çatışmalarına son verilerek Pontusçu çetelerin topluca şehre girmelerini önlemiştir. Osman Ağa, Ankara’dan Sakarya Savaşı’na katılmak üzere emir alınca Samsun’dan Havza’ya, oradan da Merzifon’a hareket etmiş, burada faaliyet gösteren Rum ve Ermeni çetelerini tamamen temizlemiştir. 5 Ağustos 1921’de Yahşihan’dan Ankara’ya hareket edilmiştir.

 

OSMAN AĞA SAKARYA SAVAŞI’NDA

Sakarya Savaşı’nda Osman Ağa kumandasında 47. Alay Mangal Tepe taarruzuna katılmıştır. Bu sırada bindiği at vurulmuş, 42. Alay Kumandanı Hüseyin Avni Alparslan Bey şehit olmuştur. 4 Eylül’de 3. Kafkas Tümeni emrine verilen 47. Alay, bu tümenle 8. Tümen arasında boşluğun doldurulmasına memur edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’ya “Osman Ağa’nın Birinci Taburunun süngüsü yok” diye bildirilince “süngü yoksa bellerinde bıçakları vardır. Düşmanın üzerine atılacaklar, onu eski yerlerine kovacaklardır” sözleri burada söylenmiştir. 28 Ağustos 1922 günü düşman takibine katılmıştır. Bu muharebeler sırasında 47. Alay, Afyon Dede Sivri tepesinde 14 şehit vermiştir. Sakarya Savaşı’nda 15 Eylül’e kadar bütün muharebelerde bulunmuş olan Osman Ağa, başarılarından dolayı kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile taltif edilmiştir. Büyük Taarruzdan sonra bulunan Osman Ağa, 21 Aralık 1922’de Giresun’a dönmüştür.

 

BEKLENMEYEN SON

Osman Ağa, 13 Mart 1923 tarihinde aldığı bir telgrafla Ankara’ya çağrılmıştır. Osman Ağa’yı getirecek vapur Giresun’a gelmiştir. Osman Ağa burada bir konuşma yapmıştır. Osman Ağa yorgundur ve Ankara’ya gitmekte gönülsüzdür. Aslında Osman Ağa, 47. alay’ın bulunduğu Salihli’ye gitmeyi düşünmektedir. Osman Ağa’nın “benim vazifem artık bitti, gidip hepsini teslim edip geleceğim, artık her şey bitmiştir” dediği nakledilir.

Büyük Millet Meclisi vatanın kaderine tamamen hâkim olmuştur. Ancak Meclis’te farklı düşünen iki grup meydana çıkmıştır. Birinci ve İkinci Grup adıyla anılan milletvekilleri, zaferin kazanılmasından sonra yapılan ve yapılacak işlerde birbirinden farklı düşünmektedirler. Muhalefet görevini üstlenen İkinci Grubun önde gelen isimlerinden biri de Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’dir. Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923 Salı akşamından sonra ortada görülmez. Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey, 29 Mart’ta yapılan meclis görüşmelerinde konuyu gündeme getirir. Diğer muhalif mebuslar da Ali Şükrü Bey cinayetinde Gazi’yi işaret etmektedirler. Yapılan soruşturma sonunda Ali Şükrü Bey’in en son Muhafız Bölüğü Kumandanı Mustafa Kaptan tarafından Osman Ağa’nın evine götürüldüğü anlaşılır. Ali Şükrü Bey’in cesedi de Mühye köyünde bulunur. Osman Ağa ve Mustafa Kaptan hakkında tutuklama emri çıkarılır. Başbakan Rauf Bey, cinayetin Osman Ağa tarafından işlendiğini düşünerek durumu Mustafa Kemal Paşa’ya bildirir. Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey’i Osman Ağa’ya göndererek “bu işin kendisinin yapıp yapmadığını dürüst olarak söylemesini” ister. Osman Ağa, “cinayetin kendisini tarafından işlendiğini re kesinlikle ret eder, böyle bir şey yapmasına imkân olmadığını” söyler. Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya “Topal Osman’ı yakalamak lâzım” diye görüşünü bildirir. Meclisin baskısı üzerine Mustafa Kemal Paşa, Muhafız Tabur Kumandanı İsmail Hakkı Bey’i çağırır “Osman Ağa’nın hükümete karşı isyankâr bir tavır takındığını, Ali Şükrü Bey’i öldürttüğünü, derhal taburu toplayıp ölü veya diri her nasıl olursa olsun Topal Osman’ı hükümete teslim etme emrini” verir. İsmail Hakkı Bey, taburunu toplayarak Osman Ağa’nın 100 kadar adamıyla bulunduğu Papazın Bağı’nı ve Çankaya mıntıkasını kuşatır. Çıkan çatışmada Osman Ağa yaralanır. Sedyede hastaneye nakledilirken Rasuhi Bey tarafından vurularak şehit edilir. Çatışma sırasında Giresun Müfrezesinden 12 asker ölmüştür, birçoğu da yaralanmıştır. İsmail Hakkı Bey, teslim aldıkları “Giresun Uşaklarını” istasyona getirir. Mustafa Kemal Paşa, bunların “derhal terhis edilerek memleketlerine gönderilmeleri” emrini verir. İkinci Grup, Osman Ağa’nın öldürülüp öldürülmediğini görmek istediklerinden Osman Ağa’nın cesedi gömüldüğü yerden çıkarılır, başı koparıldığından Meclis önünde ayağından üç saat kadar asılı kalmıştır.  Osman Ağa’nın cenazesi eşinin isteği üzerine eski Giresun Mutasarrıfı Nizamettin Bey ve kardeşi Hacı Hasan Efendi tarafından Giresun’a getirtilir. Osman Ağa’nın naşı Çınarlar Camisi’ndeki cenaze namazından sonra kalabalık bir vatandaş topluluğu eşliğinde Kale’de Kurban Dede’nin mezarının yanına defnedilir.

Alil Şükrü Bey’in öldürülmesi olayı hâlâ aydınlatılmamıştır. Bunda Osman Ağa’nın yargılanmadan öldürülmesinin payı büyüktür. Eğer Osman Ağa, Ali Şükrü Bey’i öldürttü ise bunu Mustafa Kemal Paşa’ya olan bağlılığından yapmış olmalıdır.

Şapka İnkılâbına karşı muhalefeti soruşturmakla görevli Kılıç Ali başkanlığındaki İstiklâl Mahkemesi Heyeti 1925 yılında Giresun’a uğradığında Osman Ağa’nın mezarını ziyaret etmişlerdir. Dönüşte kabrin feci haline Mustafa Kemal Paşa’ya anlatmışlardır. Mustafa Kemal Paşa ilgilere emir vererek Osman Ağa’nın mezarının Kale’nin en güzel yerine nakledilmesini ve anıt mezarının yapılmasını sağlamıştır. Ne yazık ki, bu anıt mezardaki kitabe 2000 yılında AB uyum yasaları nedeniyle kazınacak, 2003 yılında yeniden yazılacaktır.

 

OSMAN AĞA HAKKINDA

Osman Ağa, Giresunluların Millî Kahramanı’dır. O’nun hakkında “cahil” ve “okur-yazar değildi” sözü doğru değildir. Bir eşraf çocuğunun okur-yazar olmaması mümkün mü? Bu söz, rüştiye veya idadî tahsile yapamamasıyla ilgilidir. Namusa düşkündür, mütedeyyin bir kişidir, içki kullanmaz. Ahlaken zayıf kimselerin yanında barınması mümkün değildir. Hilmi (Uran) Bey bu karakterini “çok iyi kalpli, namuslu ve memlekete hizmet etmekte olduğunu, ancak bazı taşkınlıklarda bulunduğunu” sözleriyle ifade etmektedir.

Basının bir güç olduğunun bilincindedir. “Karadeniz’de hedefe yalnız silahla varılamayacağı, mücadelenin yalnız silahla değil, propaganda ve iletişim yoluyla da verilmesi gerektiği” fikrinden hareketle 17 Ocak 1920’de Gedikkaya gazetesini çıkarmıştır. Millî şuur sahibidir. Giresun limanına gelen İngiliz gemisi komutanının bir hileden ibaret olan davetini kabul etmeyerek “payitahtımızı işgal ile halifeyi ve padişahımızı esaret altına alan bir milletin adamlarıyla görüşecek bir şeyim yoktur” cevabı buna en güzel bir örnektir. Aldığı silahlara verdiği para yetişmediği için katkıda bulunan Bilâl Kaptan’a “Sana da bana da her vatanını seven için para lâzım değil…Vatan kurtulmazsa, bu mücadelede davayı kazanamazsak paran olmuş, kıymeti ne” demesi bunu doğrulamaktadır. Giresun alayının ihtiyaçlarını karşılayabilmek için “mevcut mal ve mülkünün satılmasını” isteyecek kadar da gönül büyüklüğü olan birisidir.

Belediye reisliği başarılıdır. İmar işlerine önem vermiştir. Belediyenin etrafındaki evleri satın alarak yıktırmıştır. Rıhtım Camisinin etrafını tamamen boşaltarak park haline getirmiştir. Osman Ağa, şehre ilk defa otomobil getirerek “medeni gürültülere Giresunluların kulağını alıştırmıştır”.  Giresun Osman Ağa ile bazı yeniliklerle tanışmıştır. Işık gazetesi ve matbaası elektrikle aydınlanmaya başlamıştır. Sokakların, gazinoların, resmî daireler ve evlerin de elektrikle aydınlatılması için büyük bir dinamo makine getirmek için girişimlerde bulunmuştur. Giresun’da ekonomik ve ticarî gelişmenin sağlanabilmesi için Mart 1921’de Osmaniye İşçi Ocağı’nı kurmuştur. Ocağın gayesi memleketin öksüz ve yetim çocukların elbise, iaşe ve tahsillerine kaynak sağlamaktır.

Kastamonu Bölge Komutanı Muhittin Paşa, Osman Ağa’dan “bir kahraman” olarak bahsetmektedir. Merkez ordusu Kumandanı Nureddin Paşa da “muvazzaf asker olmamasına rağmen, askerlik için yaratılmış müstaid bir adam” değerlendirilmesini yapmıştır. 10 Ağustos 1921’de kendilerine hoş geldin ziyaretinde bulunan mebuslar heyetinin önünde yaptığı konuşmada söylediği “Benim bir bacağım evvelki muharebelerde sakat oldu. Bugün her iki bacağımı kaybetsem bile mahvetsem bile yine sedye üstünde açlık düşmanı denize dökünceye kadar uğraşacağımı alayımla birlikte ahdediyorum” sözü dinleyenleri gözyaşına boğmuştur. Osman Ağa’nın bu sözlerini mecliste Ali Şükrü Bey dile getirmiştir.

 

KAYNAKLAR: Ömer Sami Coşar, Atatürk’ün Muhafızı Topal Osman (Osman Ağa), İstanbul 1971; M. Şakir Sarıbayraktaroğlu, Osman Ağa ve Giresun Uşakları Konuşuyor, İstanbul 1975; Erden Menteşeoğlu, Yakın Tarihimizde Osman Ağa ve Giresunlular, Giresun 1997; Mustafa Dağ, “Osman Ağa”, Giresun Dergisi, sayı: 11 (Nisan 1987), s. 3-16; Süleyman Beyoğlu, “Belgelerle Osman Ağa (1883-1923)”, Millî Mücadelede Giresun (Sempozyum 6-7 Mart 1999), İstanbul 1999, s. 77-98; a. mlf., Millî Mücadele Kahramanı Giresunlu Osman Ağa, İstanbul 2009; Ayhan Yüksel, “Millî Mücadelede Giresunlu Osman Ağa ve Arkadaşlarının Affı”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, sayı: 231 (Mart 2006), s. 55-59; a. mlf., “Millî Mücadele Yıllarında Giresun’da Rumlar ve Haçika Çetesi”, Başlangıçtan Günümüze Pontus Sorunu (ed. Veysel Usta), Trabzon 2007, s. 387-395.

 

 

 

OSMAN AĞA TÜRKÜSÜNDEN*

 

Ankara’nın yağmuru

Hep depinmez çamuru

Vurulmuş da geliyor

Giresun’un mamuru

 

Ankara çayır çiçek

Orak getürün biçek

Vurmuşlar Osman A[ğa’]yı

Yavruları küçücek

 

Hatun evin var mıydı

Yanları duvar mıydı

Vurmuşlar Osman A[ğa’]yı

Heç haberiz var mıydı

 

İki kayık yan verdi

Arkasından baktılar

Osman A[ğa] gibi yiğide

Nasıl kurşun attılar

 

Osman A[ğa’]yı vurdular

Ankara’da buldular

Zavallı Osman A[ğa’]yı

Kurbanlığa koydular

 

Osman A[ğa’]nın mor fesi

Ankara’dan gelir sesi

Vurmuşlar Osman A[ğa’]yı

Yok mu bunun kimsesi

 

Gemi gelir findirek

Suyu nerden indirek

Kuşlar da dil vermiyor

Ağa’ya haber gönderek

 

Ankara’nın içinde

Telefon direkleri

Bir su verin [Osman] Ağa’ya

Yanıktır yürekleri

 

Yaylanın çimeninde

Oturdum serinnedim

[Osman] Ağa öldü dediler

Oy dedim belinnedim

 

Osman A[ğa’]nın taburu

[Hep] karadan yarıyor

Osman A[ğa’]yı sorarsan

Sıkı emir veriyor

 

Osman A[ğa] binmiş motora

Bak izine izine

Ziya Bey nasıl bakacak

Osman A[ğa’]nın yüzüne

 

Kaynak kişi: Çandırçalış köyünden Musa Yılmaz

*Ahmet Caferoğlu, Kuzeydoğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar, Ankara 1994, s. 126-128.

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.