giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
8,3172
EURO
10,1290
ALTIN
490,87
BIST
1.461
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Az Bulutlu
15°C
Giresun
15°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
19°C
Perşembe Az Bulutlu
21°C
Cuma Az Bulutlu
22°C
Cumartesi Az Bulutlu
22°C

Hüseyin OZBEK

Kastamonu doğumlu. Çorum Öğretmen Okulu sonrası Erzurum Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde öğrenim gördü. Edebiyat öğretmenliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. 2002-2004 arası İstanbul Barosu Baro Meclisi ve İnsan Hakları Merkezi yürütme kurullarında bulundu. 2004-2006, 2006-2008, 2008-2010, 2010-2012, 2012-2014 dönemleri İstanbul Barosu Yönetim Kurulunda Genel Sekreterlik görevini yürüttü. Roman, öykü çalışmalarını sürdürmektedir. Deneme ve eleştiri türünde yayınlanmış kitapları vardır. ÇEKÜL -Çevre ve Kültürel Değerleri Koruma Vakfı- Yüksek Danışma Kurulu Üyesi, TÜRKEV -Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği üyesi, 68’liler Birliği Vakfı Danışma Kurulu üyesidir. Evli ve 2 çocuk babasıdır. Serbest avukat olarak çalışmaktadır.

Mehmet’in zaferine işgalciyi ortak etmek

26.04.2021
0
A+
A-

Av.Hüseyin Özbek
Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı

1.Dünya Savaşı’nın galibiyet ödülü Osmanlı İmparatorluğunun enerji zengini coğrafyası olacaktı. İngiliz-Fransız-Rus bağlaşıkları “Hasta Adam” dedikleri Osmanlı’nın parçalanıp bölüşümü konusunda nihayet anlaşmışlardı. Boğazların ve İstanbul’un vaadi Rusların iknaya yetmişti. Bağlaşıklara sonradan İtalya ve Yunanistan’ın da katılmasıyla Osmanlının karadan ve denizden kuşatılması tamamlanmış oluyordu.

18 Mart 1915, Türkleri savaşın başında saf dışı bırakma senaryosunun saha uygulaması olarak tasarlanmıştı.  Çanakkale boğazının iki yakasındaki müstahkem topçu mevzilerini susturan bağlaşık donanması İstanbul’a ulaşacak, başkenti düşen Türkler, büyük savaşın ilk aylarında devreden çıkarılacaktı. Yanlış hesap Çanakkale boğazından geri dönecek, Mehmetler karadan toplarıyla denizden mayınlarıyla kibirli düşmana yol vermeyecektir!

25 Nisan 1915 ikinci denemedir. Çanakkale’yi denizden geçemeyen düşman karaya yönelmiştir. Gelibolu’ya çıkarak Türk yığınaklarını söküp atacak, boğazı güvenceye aldıktan sonra donanmaya tam yol İstanbul diyecektir. İskenderiye ve diğer toplanma merkezlerinden gemilere doldurulan dilleri, dinleri, renkleri farklı bağlaşık ordusu 25 Nisan 1915’te karaya ayak basacaktır.

Kumkale, Saros ve Beşige’ye yapılan çıkarma gösterileri Türkleri yanıltmaya, asıl çıkarma noktalarını perdelemeye yöneliktir. Bağlaşıkların bütün güçleriyle yüklenecekleri iki ana bölge Seddülbahir ve Arıburnu’dur. Seddülbahir’e çıkan 29.İngiliz Tümeninin ilk hedefi Alçıtepe, Arıburnu’na çıkan Anzak  Kolordusunun ilk hedefi Kocaçimen’dir. Bu stratejik tepeler ele geçirildikten sonra ikinci ve üçüncü gün karaya çıkacak Fransız ve İngiliz piyade tümenlerinin de katılmasıyla Seddülbahir  grubu güneyden, Anzaklar kuzeyden Eceabat’a yürüyeceklerdi. Plan gerçekleştiğinde Gelibolu’nun güneyi ele geçirilmiş, topçu mevzilerinin de işgaliyle  Boğaz, donanmanın geçişine hazır hale getirilecekti.

Kağıt üzerinde mükemmel görünen plan sahada bozulacaktır. İngilizlerin “Kaderin adamı” olarak tanımladıkları genç Türk kurmayının inisiyatif ve iradesi ile Mehmetlerin süngüsü, Alçıtepe ve Kocaçimen’i, Gelibolu muharebelerinin sonuna kadar  bağlaşıklar için ulaşılması imkansız birer serapa dönüştürecektir! Bağlaşıklar, çıkarmanın ilk günü stratejik hedeflerine ulaşabilselerdi hiç kuşkusuz kısa sürede kazandıkları zaferle tarihe geçeceklerdi. Mehmetlerin imanı ve inancıyla kaderin adamının üstün sevk ve idaresi buna izin vermeyecek, Gelibolu’yu işgalciler için utanca dönüştürecektir!

25 Nisan sabahı Arıburnu’na çıkan Anzak birlikleri, sahildeki zayıf Türk savunmasını kırarak, Kocaçimen’e yöneldiklerinde karşılarına, taarruzu değil ölmeyi emreden kaderin adamı  çıkmasa idi, 57. Alay parıldayan süngüleriyle üzerlerine atılmasa idi hiç kuşkusuz tarih başka türlü yazılabilirdi!  Ama o gün orada  tarihin akışını değiştirecek kaderin adamıyla karşılaşmak Anzakların kaderiydi!

25 Nisan’da Bigalıda konuşlu 19.İhtiyat Tümeni Komutanı Yarbay Mustafa Kemal’in, süreç içinde Anafartalar grup Komutanlığını üstlenerek, rütbesinin çok üstünde birliklere komuta etme ve inisiyatif kullanma yetkisine sahip olması muharebelerin sonucunu belirleyecek önemdedir.Kaderin adamının Anafartalar, Conkbayırı muharebelerindeki sevk ve idaresi, düşmanın zafer beklentisinin son kırıntılarını da yok edecektir. Ağustostaki kanlı çatışmalardan sonrası aralık sonuna kadar sürecek karşılıklı siper muharebeleridir. Ocak ayının ilk haftası ise gece karanlığında ayaklarının ucuna basan hırsız misali sessiz bir utanç içinde Gelibolu’yu boşaltma ve kaçıştır!

Açığı olsun örtülüsü olsun Mustafa Kemal düşmanlarının ortak iddiası, Çanakkale Muharebelerinde etkisi ve inisiyatifi sınırlı küçük rütbeli bir subayın rolünün sonradan resmi tarih tarafından abartılmış olduğudur. O zaman bir başka ülkenin, üstelik hasım tarafın, üstelik Çanakkale muharebelerine katılmış  İngiliz tarihçi General Aspinal Oaglender’e kulak verelim:  “ Bir tümen komutanının üç ayrı yerdeki krize zamanında müdahale ederek,sadece oradaki harbin gidişatını değil,bütün bir milletin kaderini, geleceğini değiştirmesi ve etkilemesini tarih çok nadiren kaydeder”.

Mehmetler 4 yıllık savaş boyunca Arap yarımadasında, Irak, Sina, Filistin, Suriye’de Kafkaslarda, Galiçya’da ölümüne vuruşurlar. Fakat bu muharebeler içinde Çanakkale’nin özel bir yeri vardır. Çanakkale için Kurtuluş Savaşı’nın önsözü denir. Çok doğrudur. 1912 Balkan yenilgisinin utancı Çanakkale’de silinmiş, gelecekte verilecek Kurtuluş Savaşının lideri burada ortaya çıkmış, ülkenin ve milletin geleceği  konusundaki genel karamsarlık burada giderilmiştir.

Dilinden, ruhundan anlayan komutanların sevk ve idaresinde olduğu zaman Mehmetlerin neler yapabileceği, olmazları nasıl oldurabileceği de burada kanıtlanmıştır. Çanakkale Zaferi,  Türk Milletine ve onun üniformalı evlatları Mehmetlere aittir. Yine Çanakkale’nin onuru ve şerefi Mehmetlerin, yenilgisi ve utancı işgalcilerindir. Çanakkale ile ilgili tarihsel, kültürel, sanatsal, sinemasal çalışmaların çıkış noktası bu bakış açısı olmalıdır.Hiçbir ülke ve millet, ülkesini işgale kendisini köleleştirmeye gelmiş işgalci askerlerini kutsayacak, celladını mazur gösterecek ölçüde bilinç kaybı içinde olamaz.

Bu satırları yazmak zorunda kalmamızın nedeni son dönemlerde ülkesini savunan Mehmetlerle işgalcileri eşitleme hastalığının yaygınlığıdır. Gelibolu yarımadasını aylarca cehenneme çeviren, Mehmetlerin üzerine bomba yağdıran işgalciler, Postmodern Troya seferine çıkmış Agamemnonlar,  Odesiyuslar, Aşiller olarak neredeyse kutsanmakta, ülkemizi teşrifleriyle onurlandıran kahramanlar olarak selamlanmaktadır. Yine, ülkesinden, ailesinden uzak kalmış centilmenlerin trajik öyküleriyle mazur gösterilmekte,  Mehmetlerle tütün konserve takası  üzerinden  sonuçta beraat ettirilmektedir!

Kuşkusuz her kişinin kendine özgü bir trajik öyküsü, romantik düşleri olabilir. Düşünülmelidir ki Mehmetler  Çanakkale’de bu centilmenlere  yol verseydi, 1915’de İstanbul düşecek, Türkler esir alınıp ülkeleri işgal edilecek, kurtuluş savaşı verebilme olanağı yakalanamayacak, batılı beyaz efendinin sömürge kervanına katılmak zorunda kalacaktık.

Milletler arasındaki düşmanlığın kalıcılaştırılarak kuşaktan kuşağa aktarılması hiç kuşkusuz doğru değildir. Bunun yerine barışcıl bir söylem ve barışcıl ilişkiler tercih edilmelidir. İtirazımız tarihsel gerçekliği ters yüz ederek, Mehmetlerin analarının ak sütü gibi helal zaferine karşı tribünden ortaklar yaratmaya yönelik psikokültürel şırıngayadır. İtirazımız, halkı  kolektif bilinç kaybına uğratıp Mankurtlaştıracak yazılı, görsel, sinemasal toplum mühendisliğinedir!

  1. yılında süngüleriyle Çanakkale Zaferinin yolunu açan Mehmetlere ve ebedi komutanları kaderin adamına saygıyla.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.