$ DOLAR → Alış: 7,80 / Satış: 7,83
€ EURO → Alış: 9,23 / Satış: 9,27

Kur’an meallerinde görülen farklılıklar

Nurettin BÖLÜK
Nurettin BÖLÜK
  • 19.09.2020
  • 62 kez okundu

Meal: Mana, anlam demektir. Kur’an Meali deyince, Kur’an’ı Kerim’in Türkçe mana olarak tercümesi akla gelir. Bu tercüme genelde kelime manaları bütünlüğü içinde yapılır. Allah’ın murat ettiği arı ve sade anlamın tercümesi mealdir. Mealde, meal yapanın mana katkısı pek olmaz. Ayet derinliği üzerinde durulmaz. Düz anlatım önemlidir.  Ayetlerin yorumları tefsir konusudur. Tefsirde, tefsir yapan kişi istediği ve anladığı yorumu yapar. Ayetlerin iniş sebeplerine, hadislere, ayette geçen kelimelerin farklı manalarını sure veya ayetin öncesi sonrasını dikkate alarak açıklamalar yapar. Yorumlar doğru da olabilir yanlışta. O kişiyi bağlar. Mealde ise yorum yoktur. Sadece Allah’ın bu konudaki söyledikleri tercüme edilir. Tercüme edilirken esasta, mana da abartı olmadığından mana bütünlüğünde çok farklılıklar olmaz. Arapça kelimeye bazen tam karşılık bulunamadığından farklı anlam ifadeleri olabilir. Niyet halis olduğundan bir başkası ikaz ederek düzeltme yollarına da gidilir.

Araştırmacılar günümüzde 200’e yakın Kur’an meali olduğunu tespit etmişler. Ayetler aynı beyanda bulunduğuna göre bu kadar çok meal yazmanın anlamı nedir diye aklımıza sorular gelebilir. Bu konuda dikkatli incelemeler yapıldığında ayetlerin meallerinin çoğunun birbirinin tekrarı, benzeri olduğu görülse de Kur’an dilindeki kelimelerin Türkçe karşılığının çoğu zaman tek kelime ile karşılık bulamamasından ileri geldiği aşikardır. Yakın anlamlı kelimeler meal yapan kişinin yetiştiği kültür çevresine göre öncelik verdiği kelime farklı olabiliyor. Algılama ve ifade güçlerinin farklılığı, ayete verdiği öncelikli anlam, meallerde görülen farklılıkları ortaya çıkaran temel sebeplerdir.

Kur’an meallerinde okuyan kişi doğrudan, aracısız Kur’an’la karşı karşıya gelmeli; anlayarak, düşünerek, acele etmeden, ayetleri sure bütünlüğü içerisinde, önceki ve sonraki ayetlerle ve yaşadıklarıyla bağlantı kurarak okumalı, yaşayışını ayetlerin ışığında anlamlandırmalıdır.

200’e yakın Kur’an Meali olduğundan söz etmiştik. Bu mealler genelde üç ana konuda çeşitlilik gösterir. 1- Tertip Bakımından, 1- Nüzul Sırasına Göre, 3- Konularına göre Mealler. Bunlarda kendi aralarında farklılıklar gösterirler. Tek yazarlı mealler, Kurumsal mealler, Parantezli mealler, Çizgi aralıklı mealler, Açıklamalı mealler, Kelime açıklamalı mealler, Kısmi mealler, Başka dilden tercüme mealler, Sadeleştirilmiş mealler, Kopya mealler, Arapçası olmadan yapılan mealler. Eksik mealler (M.A. Ersoy), Gazetelerin verdiği Promosyon mealler gibi çok çeşitlilik arz eden mealler vardır.

Benim Kur’an Meali konusunda esas üzerinde durmak istediğim, az sayıda da olsa bazı ayetlerde mütercimlerin (Meal’cilerin) anlam üzerinde birliktelik içinde olamamaları. Anlama kargaşalığı içinde olmaları. Bir kelimenin farklı anlamda kullanılması konu bütünlüğünü bozmuyorsa önemli değil. Konu Allah’ın istek ve muradı dışında ise olumsuz bir tercüme.

Konuyu birkaç ayet ve meal ile açıklamaya çalışalım.

Zilzal suresi 8. Ayet: Çoğu meallerde, ‘’ Kim zerre miktarda hayır yaparsa ahirette onun karşılığını görecektir, kim de zerre miktar şer işlemişse ahirette onun karşılığını görecektir.’’ Ayetle ilgili bu meal, İslam’ın temel ilkelerine aykırı, Kur’an bütünlüğü içerisinde murat edilen manayı ifade etmemektedir. Ayette, ahiret ve karşılık ya da sevap ve ceza kelimeleri yoktur. Kaldı ki dünya hayatında, ancak mümin olarak salih iş yapan ve mümin olarak ölen kimseler ahirette yaptıkları işin karşılığını göreceklerdir; kafir ya da müşrik olarak ölenlerin dünya hayatında ‘’ yaptıkları iyilikler ve salih işler ahirette, tıpkı çölde susuzluktan içi yanan kimsenin gördüğü serap gibidir; onlar ondan hiçbir hayır göremezler…’’ (Nur,39. ayet) Değişik bir temsil ile ‘’… onların amelleri, fırtınalı bir günde rüzgarın savurduğu kül yığını gibidir, onlar kazandıkları şeyden hiçbir şey elde edemeyeceklerdir…’’(İbrahim, 18. Ayet) Ayrıca, Ali İmran, 91. Ayet. Bu demektir ki mümin olarak ölmeyenler, yaptıkları iyiliklerin karşılığını/ sevabını ahirette göremeyeceklerdir. Yine, Nisa 31. Ayette: Eğer siz yasaklanan büyük günahlardan uzak durursanız, Biz de sizin diğer/ küçük günahlarınızı örter sizi cennete koyarız. Va’di, Allah’a aittir. Bu ayete göre değil zerre günahlardan ceza görme, büyük günah işlemeyenlerin küçük günahlarının af olunacağı belirtilmektedir. Burada yapılan hata, konunun Kur’an bütünlüğü içerisinde titizlikle değerlendirilmemesinden kaynaklanmaktadır.’’ …O gün bütün insanlar, amelleri kendilerine gösterilmek üzere ’kabirlerinden’ (Yasin/51) darmadağınık halde çıkarlar; kim zerre ağırlığınca iyilik yapmışsa, (amel defterinde) onu görecektir, kim zerre ağırlığınca kötülük yapmışsa, o da onu görecektir.’’ Biliniyor ki her insanın hesap defteri sağından ve solundan verilecek. (Hakka, 19-25) ‘’…Mücrimler: ‘Vay halimize! Bu nasıl kitapmış; büyük küçük dememiş bütün yaptıklarımızı sayıp dökmüş!’ diyecekler. Böylece onlar, yaptıklarını en son duruşma ve hesap gününde karşılarında hazır bulmuşlardır.’’ (Kehf,49) (Beyanu-l Hak. M.Z. Duman cilt-1 sayfa 25)

Özetle bu ayette mealdeki fark: Bir grup, zerre miktarda olsa iyilik ve kötülüğün karşılığı ceza veya sevap olarak çekilecek derken, benim de katıldığım diğer grup; ceza ve sevabın amel defterinde görüleceğini kabul etmektedir. Çünkü: Nisa 31. Ayet, ‘Büyük günah işlemeyenlerin küçük günahlarının bağışlanacağını va’d ediyor. Sonra kişinin genelde sevabı fazla ise niye ceza çeksin. O sınıfı geçip cennete girecektir.

Bir başka örnek: Ali İmran suresi 129. Ayette: Çoğunluk,’’ Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır; O dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder! Allah çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir.’’ şeklinde meal yapılmıştır.  Bu ayette geçen dilediğini kelimesi dileyeni veya ikisi bir değerlendirilmelidir. Yani, Allah: Kul bağışlamayı dileyecek ki, O da bağışlayacak. Veya bağışlanma dileği olmayacak, af istemeyecek ki, Allah bağışlamasın. Ayetin sonundaki ‘Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir, iradesi ile istediğini iradesi uyuşmamaktadır. Allah’ın adaletinden şüphemiz yok ama beyanın da yanlış ifade edilip sunulması doğru bir şey değildir.

Hidayet ile ilgili ayetlerde de Allah’ın muradı tam anlaşılmamakta, sanki hidayeti istediğine verir gibi bir algı oluşturulmaktadır. Mesela: Araf suresinin 178. Ayeti: Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır. Ayete Kur’an bütünlüğü içinde bakmazsak, sanki Allah’ın bazı kulları için özel garazı varmış da onlara hidayet vermiyor; onlarda zarara uğrayanlar grubuna girenlerden oluyor düşüncesi akla gelir. Halbuki Allah her devirde insanlara dünya ve ahiret hayatını düzenleyici kitaplar ve peygamberler göndererek; kendine kulluk ve doğru yolu göstermiştir. Artık görmeyenler ve duymayanlar içinde ziyana uğramanın dışında başka yol kalmamıştır. Allah’ın esas hidayeti Kur’an’dır. Kur’an’a herkes ulaşabilir. Kur’an’a uyan ile uymayanın ayrılması, gereken mükafat ve cezanın da hak edene verilmesi en tabi haktır. Yoksa, Allah istediğine hidayet (iyilik) istemediğinde kötülük verir diye düşünmek Allah’ı tanımamaktır. Allah’ın adaletinden şüphe etmek, kişiyi küfre götürür ki, Müslüman aklının ucundan bile geçirmez.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
New post (%TITLE%) has been published on %SITENAME%