$ DOLAR → Alış: 5,74 / Satış: 5,77
€ EURO → Alış: 6,38 / Satış: 6,40

KÜLTÜREL YOZLAŞMA – 1

Alpcan SAKAL
Alpcan SAKAL
  • 30.11.2019
  • 273 kez okundu

‘’ Türklüğü bedeller ödeyerek zor kabul ettirdik; kolayca da harcıyoruz!
Türk’üz ve Türklüğümüze laf ettirmiyorsak; bunu her alanda savunup, koruma mecburiyetimizin olduğunu da unutuyoruz.  ‘’

‘’ Vatanı sadece polis veya asker değil topyekûn halk korur. Halkın yüreğinde vatanı koruma duygusu yoksa silahla korunmanın da hiçbir anlamı yoktur. ‘’

 

21.yy ile beraber çatışmaların yerini daha çok klavyeler ve kitle iletişim araçları aldı.  Psikolojik bir savaş olarak kullanılan bu uygulama ile asılsız ve çarpıtılmış bilgilerin yayılması kolaylaştı. Böylelikle toplumların düşünceleri değiştirilmekte, inançları bozulmakta, kültürel ve tarihi bağları koparılmaya çalışılmaktadır.

Bu psikolojik savaşın en etkili silahı ise bilgidir. Bilgiyi doğru analiz edip, kendi lehine uygun bir zamanda kullanabilmek ve bunun yanı sıra dini bağlılıkları, tarihsel geçmişi ve kültürel birikimi bu tarz bilgi kirliliği ile sentezlemek psikolojik savaşın bir kuralıdır. Böylelikle insanlar, kitap okuma alışkanlıkları olmadığı için bu bilgilere şaşırıp kalacak ve kanmaları daha kolay olacaktır. Psikolojik savaşın hedefi, bu asılsız bilgi aktarımı ile beyinlerimiz, düşüncelerimiz ve benliğimizdir… Bu neticede toplumsal bir güvensizlik ve korku ortamı oluşturmaktır. Çünkü insanların zihinsel faaliyetlerini baskılayan ve onları itaat altına almanın en kısa yolu korku oluşturmaktır. Bunu oluşturmanın yolu ise bilgi provokasyonudur. Buna bağlı olarak ise kültürel bir yozlaşma ortaya çıkmaktadır.

Bu konuyla alakalı bazı örnekler vermek isterim;

  • 1976 yılında ‘Uyan Yunanistan’ isimli bir kitap yazılmış ve bu kitap dönemin Yunan politikacıları tarafından benimsenmiştir. Kitapta, Türkiye ile askeri bir savaşa girilmesinin kendileri için tehlikeli olacağı ve Türk ordusunun gücünden bahsedilirken; kitabın ilerleyen bölümlerde ise psikolojik bir savaş ile Türklerin çökertilebileceği vurgusu yapılarak, bu stratejiler madde madde sıralanmıştır. Bunlardan bazıları, Kürt sorunu dillendirilmeli, Ermeni meselesi vurgulanması, dinci grupları birbiri ile karşılaştırmak gibi birçok konu hakkında Türk toplumu içerisinde kargaşaya ve ayrışmaya sebep olabileceğini düşündükleri psikolojik bir savaşın esaslar, bu kitapta ortaya koyulmuştur.
  • 1988 yılında basılan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitapta İslam dinine karşı uydurmalar ve asılsız iddialar ortaya atılarak, dini bütünlük bozulmak istenmiştir. Bu kitaba göre peygamber efendimizin bir konuşması esnasında içerisine şeytan girerek, onun ağzından bazı putlar hakkında övgüler söylediğine yer verilmiştir(!) Nitekim bu kitap yasaklanmıştır. Ancak kitabın yazarı hakkında da İran’da ölüm fetvası verilmiş olmasıyla, kitabın içeriği hakkında insanlarda merak duygusunun oluşması, daha fazla okunmasına sebebiyet vermiştir.
  • 2004 yılında ise yayınlanan ‘Metal Fırtına’ adlı kitapta ise kurgusal olarak ABD’nin Türkiye’yi işgali anlatılırken, ABD askerinden övgü ile bahsediliyor.
  • 2013 yılında basılan ‘Zümrüt Apartmanı’ isimli kitapta ise bir adamın küçük bir kız çocuğuna uyguladığı cinsel istismar anlatılıyor. Söz konusu cinsel istismar sonrasında küçük çocuğun ölmesi ve karakterin olaydan kurtulmak için yaptıkları anlatılıyor ve bu anlatım en ince ayrıntısına kadar açıkça belirtiliyor. Yani pedofoli bir anlayışla yazılmış olan bu kitap, aynı zamanda da okuyuculara bu isteği aşılamakta veya toplum ahlakını olumsuz etkileyip bu ve benzeri olayları sıradanlaştırmayı amaçlamaktadır.

Propaganda yolu ile kültürel yozlaşmayı tetikleyen bu ve benzeri kitaplar, teknoloji ile beraber sanal ortamlarda çoğalmış ve çeşitli düşüncelere hizmet eden birer silah halini almıştır. Amaçları, okuyucuları bilinçaltından vurmaktır. Sadece kitaplar değil, aynı zamanda gazeteler ve bunlara bağlı haber siteleri de bu psikolojik savaşın birer aracıdır. Öyle ki hangi gazeteyi anarsak aklınızda hemen bir siyasi düşünce belirecek veya taraflı bir haber yaptığı yönünde fikre kapılacaksınız. Aynı şekilde televizyon kanallarında da bu durum geçerli… Kitap okuma alışkanlığımız olmadığı için analitik düşünme yeteneğimiz sınırlı kalabiliyor. Böyle bir durumda da okuduğumuz gazete veya izlediğimiz haber kanalına bağlı kalarak taraflı bir bakış açımız ister istemez ortaya çıkabiliyor. Dolayısı ile yaşanmış olan bir olayı tek pencereden bakarak doğruluğunu kabul etmiş olup, o olayın gerçekliğinden kopartılmış oluyoruz. Bu da toplumsal ayrışmaya neden oluyor.

Bir örnekle açıklamak gerekirse;

  • A Gazetesi: Aşırı yağmur sele neden oldu.
  • B Gazetesi: Gelen aşırı yağmur ile kuraklık sorunu yaşayan göllerin su seviyesi arttı.

İki ayrı gazete ve aynı olayı ele alırken ortaya koydukları farklı bakış açıları… Bir tanesi olumsuzluk ortaya koyarken diğeri ise olumlu bir yönü ele almış. Gerçek okuyucu bu iki haberi okumalı ve ikisinden de bir çıkarım elde etmelidir. Ancak ‘UYUYAN TOPLUM’ bu haberlerin herhangi birini kendine rehber edinip savunmaktadır. Yani olayları çok yönlü araştırmak yerine, tek bir bakış açısı ile ve taraflı bir şekilde değerlendirmektedir. Böylesi bir durum fikir çatışmasına dönüşmekte ve doğal olaraksa kültürel değerlerden kopmalara neden olmaktadır.

Türk dizileri ve sinemalarında da topluma karşı psikolojik bir savaş söz konusudur. Farklı düşüncelerde olan senaristlerin, düşüncelerini topluma aşılamak için yazdığı sahneler ya da tamamen dış güçlerin isteği doğrultusunda yapılan filmler… Hepsi ahlaki, kültürel, tarihi ve dini olguları hedef almaktadır.

  • Üste bahsettiğim gibi dini ve tarihsel bağlarımız kullanılmakta ve benliğimiz kitap okumadığımız için yozlaştırılmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda ‘Muhteşem Yüzyıl’ isimli dizide Kanuni Sultan Süleyman’ın dönemi anlatılırken sadece harem hayatı konu alınmıştı. Buradaki mesaj; padişahın savaşlardaki esir kadınlar ile gönül eğlendirdiği imajı oluşturmaktı. Peki, neden dizinin konusu Kanuni idi? Çünkü Osmanlı’nın en parlak devrini yaşatan ve cihana hükmeden bir padişah olması sebebi ile onun dizisi yapılmıştı. Amaç onu karalamaktı. Bunun yanı sıra toplumun çoğu Şehzade Mustafa’nın öldürüldüğünü –kitap okumadığı için- yarım asır sonra bu dizi ile öğrenmişti (!) Bu dizinin çok beğenilmesinden sonra ardı ardına tarihsel diziler ve kitaplar yayınlanmaya başlandı. İlk hedef maddi kazanç, ikincisi ise algı operasyonu idi. ‘Diriliş Ertuğrul’, ‘Payitaht’, ‘Kuruluş Osman’ gibi diziler ortaya çıkmaya başladı ve tarihi dizilerden öğrenmeye başladık(!) Bu dizilerde de bu defa dini hassasiyet ön plana getirilmiş ve dini duygular okşanarak verilmek istenilen subliminal mesajlar verilmeye çalışılmıştır.Türk dizilerin de aşk sözcüğü o kadar çok kullanılır ki, aşkı adeta o dizilerden öğrenmemiz gerekir(?) Ha bir de bu dizilerde hep bir yerlerde partiler, balolar, cafcaflı toplantılar ve buluşmalar vardır. Pahalı arabalar, motosikletler, restoranlar… Zengin kız, fakir oğlan ya da tam tersi… Hepimizin hayatı tabiiki böyle geçiyor (!) Ayrıca küçük çocuklar, yaşları 30’muş gibi davranır. Büyük büyük sözler söylerler, ağa paşa olurlar, kendilerinden büyüklere söz geçirirler. Sonra koskoca adamlar da liseli olur, kendinden beklenmeyecek hareketleri sergilerler falan… Kısacası aptalca hareketler normalleştirilmesin değil mi?  Bu dizilerle büyüyen çocuklar nasıl davranıyorlar biliyor musunuz? Ben söyleyeyim; 14-15 yaşında ağzında sigara, elinde teşbih ve yanında güya sevgilisi… Sokak ortasında hem bacak bacak üstüne atmış hem de işlek bir caddede kimseye saygı noktasında borcu yokmuş gibi davranış içerisinde bulunuyorlar… Türk toplumunda böyle bir yaşantı yoktur. Esasen bu dizilerin veya filmlerin amacı da bizi bunlara özendirmek ve kendi yaşantımızı unutturmaktır. En vakimi ise İslam dinini dizilerde kötüye kullanmaları, daha doğrusu alay konusu yapmalarıdır. Avrupa kökenli hiçbir dizi veya sinemada papaz veya hahamlar küçük düşürülmez. Ayrıca karakterler içerisinde en bilgili kişi rolünü oynarlarken diğer yandan da çok saygı gösterilen kişiler olarak gösterilerek dinlerini yüceltilirler. Bizim dizilerde ise imamların üçkâğıtçı, yalancı, düzenbaz oluşları bir tarafta dursun; dua ederken bile sanki arkadaşı ile konuşuyormuşçasına gevşek ve saygısız bir üslup ile dua edilme sahnelerinin sıklıkla varoluşu dini yozlaşmanın, küçük bir yansımadır. Bu arada hangi dizide veya filimde türbanlı bir kadının başrol oynadığını gördünüz. Ya hizmetli ya cahil ya köylü… Oysaki gerçek böyle mi? Peki, neden bu tarz dizi ve filmlere reyting kazandırıyorsunuz?

Kendi içimizde bunları düşünürken bir de yabancı dizi ve sinemalar üzerinde konuşalım.

Suudiler ise 14 bölümlük Osmanlı karşıtı bir dizi yayınlamaya başladılar ve Türkleri yakıp yıkan bir millet olarak gösteriyorlar. Amaçları ise Suud toplumunun Türklere karşı antipatisini oluşturmak ve kendi devletini onların gözünde büyük göstermektir.
Bir başka film, DRACULA… Bu filmde de Fatih Sultan Mehmet ve Türkler zalim ve barbar olarak gösteriliyor. Filmde şımarık ve açgözlü tavırlarıyla dikkat çeken Fatih Sultan Mehmet, kadın ve çocukların ağırlıkta olduğu masum bir halka saldırı düzenleyebilecek kadar acımasız bir hükümdar olarak karşımıza çıkmıştı.
MİDNİGHT EXPRESS, adlı sinema ülkemizi; gidilmez, yaşanmaz, pislik, merhamet duygusu olmayan insanlarla dolu berbat bir yer olarak göstermiştir.
AMADEUS, filminde Osmanlı hareminden bir genelev gibi bahsediliyor.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ve hepsinin de ortak bir amaca hizmet ettiğini söylemek gerekir. Ya İslam karşıtlığı ya Türk ırkçılığı… Ancak dikkat çekmek istediğim nokta, tüm bu dizilerden ve filmlerden hareketle kültürel bir algı oluşturmak ve düşünceleri olumsuz etkilemektir. Çizgi filmler üzerinden gidecek olursak;

  • Gelişim çağında olan ve zihinsel algılarının yeni yeni oluşmaya başladığı dönemlerde çizgi film hayranlığı olan çocuklarımız içinde bu psikolojik savaş kavramı geçerlidir. Çoğumuz farkında değiliz ama günümüz çizgi filmlerinin pek çoğunda çeşitli semboller yoluyla ve çizgi film kahramanının yetenek ve özellikleri üzerinden, küçük çocuklara siyasî – ideolojik propaganda yapılmakta, hatta ahlaksızlık duygusu aşılanmaktadır. Böylece çocukların bilinçaltında oluşabilecek o sempati ile kültüründen kopması ve istenilen amaca hizmet edebilecek bir düşünce yapısının alt yapısını oluşturmak amaçlanmaktadır. Bununla alakalı birkaç çizgi film adını sizlerle paylaşmak isterim;
  • Kapitalizm Propagandası Yapan Çizgi Kahraman: RİCHİE RİCH
  • Komünizm Propagandası Yapan Çizgi Kahramanlar: THE SMURFS (ŞİRİNLER)
  • Nazi Propagandası Yapan Çizgi Kahraman: HE – MAN
  • Emperyalizm Propagandası Yapan Çizgi Kahraman: SUPERMAN (SÜPERMEN)
  • Devrimci Bir Çizgi Kahraman: TENTEN
  • Hilebazlığa ve Yalancılığa Teşvik Eden Çizgi Kahraman: BUGS BUNNY
  • Eşcinsellik Propagandası Yapan Çizgi Kahraman: SPONGE BOB (SÜNGER BOB)
  • Aile Düşmanlığı Yapan Çizgi Kahraman: LUCKY LUKE (RED KİT)

Tüm bunlar dış güçlerin ve içerideki düşmanların toplumun en küçük birimi olan aileleri parçalamak ve çocukların küçük yaşta kültüründen kopmalarını sağlayan bir projenin parçasıdır.  Genel olarak baktığımızda günümüzdeki ahlaki ve sosyal yozlaşmanın en önemli faktörü bilgi çağı ile beraber gelen asılsız bilgilerin kolayca yayılması ve buna da kolayca kanılmasıdır.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ