$ DOLAR → Alış: 6,06 / Satış: 6,09
€ EURO → Alış: 6,78 / Satış: 6,81

İTTİHAT ve TERAKKİ CEMİYETİ

Alpcan SAKAL
Alpcan SAKAL
  • 17.04.2019
  • 805 kez okundu

2.Abdülhamit döneminde başlayan baskı dönemine karşı bazı aydınlar gizli gizli örgütlenerek mücadele yolunu seçmişlerdi. Aralarında Abdullah Cevdet ve İbrahim Temo’nun da bulunduğu bir grup Askeri Tıbbiyeli, 1889 yılında İstanbul’da İttihad-ı Osmani adında bir cemiyet kurmuşlardır. Bu cemiyet üyeleri ilk başlarda Namık Kemal ve benzeri düşünceye sahip olan aydınların eserleri okuma gayesi ile bir araya gelmişler ama zamanla daha ileriye giderek bir fikir topluluğu haline gelmişlerdir. Sonraki zaman diliminde bu cemiyet üyeleri Paris’te bulunan Ahmet Rıza ile irtibata geçip onun yönlendirmeleri sonucunda da Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti adını benimsemişlerdir.

Orta sınıf askeri ve sivil aydınlardan oluşan hareket, hücre tipi örgütlenme yoluna gitmiş ve olası polis baskınında diğer örgüt üyelerinin deşifre olmaması adına bu modelini benimsemişlerdir. Bu cemiyet, ilk defa 1895 yılında İstanbul’da yaşanan ve toplamda 3 gün süren, Ermeni-Müslüman çatışmalarında ortaya çıkmıştır. Bu olaylardan sonra artık bildirgeler hazırlamışlar ve çeşitli yollar ile fikirlerini kamuoyu ile paylaşmışlardır. Amaçları 2.Abdulhamit’i tahtan indirmek olan bu grup, yayınladıkları bu bildirgede ise İstanbul’da yaşanan olay ile ilgili padişahı suçlu göstermiştir. Bunlar neticesinde ise Jön Türkler olarak tanınmışlardır.

Kendilerine yönelik baskılar iyice artınca çareyi Paris’e kaçmakta bulan Jön Türklerin, bu dönemde siyasal düşüncesi, mutlakıyete karşı çıkmak, Anayasayı tekrar işlevsel hale getirmek ve Osmanlı Devleti içerisindeki tüm halk için Osmanlıcılık düşüncesi ile özgürlük talep etmek gibi ortak hedefler için bir araya toplanmıştır.

Süreç içinde devletin nasıl kurulacağı konusunda cemiyet üyeleri iki düşünceye ayrılmıştı. Bunlardan bir tanesi Ahmet Rıza’nın fikri idi. O, akılcılığı ön planda tutsa da devrimciliğin akılcılık ile karıştırılmaması gerektiğini, bir toplumda değişimin sadece devrimler ile olamayacağını, toplumlara bilim ile de biçim verilebileceğini, böylece toplumların ilerlemesinin sağlanabileceğini savunmuştur. Bu bağlamda da Düzen ve İlerlemeyi kendisine ilke edinmişti. Diğer bir düşünce tarafı ise Prens Sebahattin’in öncülük ettiği ve büyük devletler ile işbirliği yaparak, silah yardımı ile 2.Abdulhamit’in tahtan indirilmesi görüşü idi.

Bu fikir ayrılıkları neticesinde Prens Sebahattin, Teşebbüs-ü Şahsi ve Âdem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurmuştur. Ona göre devlet, toplum merkezli değil, birey merkezli idi. Bu şekilde ortaya çıkacak olan devlette, yerel güçlere ayrılarak yönetilen toplumlar çok daha güçlü ve sağlıklı olacaktı ve Osmanlı’nın kurtuluşu da bu görüşün hayata geçirilmesi ile mümkündü.

Asıl örgütlenme ise 1906 yılında, kurucuları arasında yer alan ve sonraki dönemlerde ise sadrazamlık yapacak olan Talat Bey’in de aralarında bulunduğu, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin ortaya çıkması ile gerçekleşmiştir. Merkezi Selanik’te bulunan bu muhalif cemiyette hücre tipi örgütlenme yolunu seçmiştir. Mustafa Kemal’de, ilk tayin yeri olan Şam’da muhalif gruplarla temasa geçmiş ve burada Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurmuş ve bir süre sonra ise bu cemiyetin, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılmasında önemli bir rol oynamıştır.

1907 yılına gelindiğinde ise Paris’te İkinci Jön Türk Kongresi toplanmış, bu kongrede Osmanlı siyasetinde var olan bütün eğilimler bir araya gelmiştir. Toplantı neticesinde bir uzlaşma sağlanmış ve Ahmet Rıza’nın düşüncesi egemen olmuştur. Alınan bu karardan sonra ortak düşüncedeki tüm muhalif gruplar İttihat ve Terakki Cemiyeti adı altında toplanmış ve böylece oluşan bu fikir birliği daha da kuvvetlenmiştir. Paris ve Selanik olmak üzere iki merkezden idare edilmiştir. Netice de 2.Meşrutiyet’e giden yol açılmıştır.

 

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ