giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
7,4431
EURO
9,0205
ALTIN
441,34
BIST
1.569
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Parçalı Bulutlu
5°C
Giresun
5°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Karla Karışık Yağmur
6°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
9°C
Cuma Parçalı Bulutlu
13°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
16°C

İklim değişikliği tehlikesi!

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemşi Bayraktar, İklim değişikliğinin etkisin ile dört mevsimin iki mevsime düştüğünü söyledi.

İklim değişikliği tehlikesi!

“Baharlar ortadan kalktı. Ilık geçen kışlar ve sıcak geçen yazlar yaşıyoruz. Bu değişikliğinin en önemli sonuçlardan birisi de kuraklıktır. Önlem alınmazsa, gelecekte bu durum, tarımsal üretimi sekteye uğratacak, gıda güvenliği endişesini taşımamıza neden olacaktır” diyen TZOB Başkanı Bayraktar; “Kuraklık, dünyada önemli gündem maddelerinden biridir. Bir de pandemi süreci göz önüne alınırsa, gıdanın önemi daha çok artmaktadır. FAO Gıda Fiyatı Endeksine göre; küresel gıda ticareti kasım ayında sert bir şekilde yükselerek, son altı yılın en yüksek fiyat seviyelerini gördü. Gıda fiyatları, 6 aydır aralıksız yükselişine devam etti” dedi.

2021 yılı ise 2020 yılından daha riskli olduğuna dikkat çeken Şemsi Bayraktar, “ Çünkü bu riski kuraklık oluşturmaktadır. Ülkemizdeki kuraklık, üretimi olumsuz etkileyecektir. Aralık ortalarına kadar yağış alamazsak, risk daha çok artacaktır. Birçok ülkede kuraklık nedeniyle verimde kayıplar görüyoruz. Örneğin, Rusya’da kışlık buğday ekilişlerinin yüzde 22’sinde büyüme eksikliği tespit edilmiştir. Bu durumda Rusya ve diğer üretici ülkeler, pandemi sürecinde gördüğümüz gibi, ihracatlarına 2021 yılında da yasak koyabilirler. Nitekim, Rusya ayçiçeği ürünleri ihracatına yüzde 30 ek vergi getirmeye hazırlanıyor. Bu ürünlerde ithalatçı olan Türkiye, başka ülkelere yönelmek zorunda. Ülkeler şimdiden kapanmaya başladı” şeklinde konuştu.

2021, 2020’DEN DAHA KÖTÜ OLABİLİR

Önümüzdeki yıl buğday başta olmak üzere, bitkisel ve hayvansal ürünlerde ihracat yasaklarıyla karşılaşılabileceğini belirten Şemsi Bayraktar şunlara yer verdi;

“Yine buğday başta olmak üzere, stratejik ürünlerde belli bir miktar stok yapmak zorundayız. Eskiden olduğu gibi, iç piyasada fiyatlar yükseldiğinde gümrükleri düşürsek bile, ucuz fiyattan ürün bulmak mümkün değildir. Kuraklığın boyutları artarsa, paramız olsa dahi, ürün bulmak mümkün olmayacaktır. Yerli ve milli üretimden başka çaremiz yoktur. Ülkemizde boş toprak kalmamalıdır. Çiftçimizin terk ettiği boş, ekilmeyen topraklar üretime kazandırılmalıdır.

Dünyada ve ülkemizde yaşanan kuraklık riskine karşı, önlemlerimizi şimdiden almazsak, yeterli üretimi sağlayamazsak, artık üretici ülkelerden ucuz buğday, ucuz et, ucuz süt ürünleri ve diğer ürünleri temin etme imkanımız kalmayacaktır. Bu ülkelerden aynı zamanda enflasyon da ithal etmiş oluruz. Bu durum ülkemizdeki birçok insanımızın gıdaya ulaşamaması demektir. Kaldı ki, paramız olsa da, bazı ürünlerin ithalatı mümkün olmayacaktır. Çok acil olarak tedbirler almalıyız. Sulanmayan alanların sulamaya açılması başta olmak üzere, yapısal sorunlara odaklanmalı, üreticilerimizin bu dönemde zaten yüksek olan elektrik ve su maliyetleri daha da artacağı için acil olarak elektrik ve sulama ücretlerinde indirime gidilmeli, üreticilerimize verilen destekler artırılmalıdır. Bu ülkeyi namerde muhtaç etmeyen üreticilerimizi topraktan soğutmamalıyız.

“TMO, ALIM FİYATLARINA DİKKAT ETMELİ”

Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım, Pandemi sürecinde paramız olduğu halde, hububat alamadığımız, pirinç bulamadığımız dönemler oldu. Devam eden pandemi riski sürecine bir de kuraklık riskini eklediğimizde; 2021 yılında gıda riskinin çok daha büyük boyutlarda olacağını söyleyebiliriz. Tedbirlerini almayan ülkeleri, 2021 yılında zor günler bekliyor.

Özellikle buğday gibi, temel bir ürünümüz, gıda güvenliğimiz açısından bir adım öne çıkmaktadır. Buğday tek başına ekili dikili alanların yüzde 35’ini oluşturmaktadır. Ülkemizde kuraklıktan en çok etkilenen ürünlerin başında buğday gelmektedir. Çünkü iklim, buğday için en önemli faktör konumundadır. Bugünlerde ekilişleri tamamlanmak üzere olan buğdayın üretimi, bu yüzden dalgalanmalar göstermektedir. Geçen yıl fiyatlardan memnun olan buğday üreticileri bu yıl ekim alanlarını genişletti. Üretici bu seçiminden dolayı da bir endişe içinde beklentiye girmiştir. Pandemi sürecinde, artan döviz kurlarından dolayı girdilerdeki artışlar ürün maliyetlerini yükseltmiştir. Kuraklıktan dolayı, bir de verim kayıpları göz önüne alındığında, 2021 yılında üreticinin maliyeti katlanarak artacaktır. Bu nedenle TMO, alım fiyatlarına dikkat etmelidir. Buğday fiyatları açıklandığında, üretici tüccara yönelmektedir. Böyle bir ortamda, tüccar buğdayı stoklarken, piyasada fiyatlar yükselmekte, TMO başta buğday olmak üzere, üreticiye verdiği fiyatın çok üzerinde fiyatlarla ithalat yapmaktadır.

“KURAKLIK ÜRETİMİN DÜŞMESİNE NEDEN OLACAK”

Buğdayın yanında, arz açığı olan birçok ürünün üretimi de kuraklıktan etkilenecektir, daha fazla ithalat yapılmasına neden olacaktır. Kışlık ekimleri yapılan arpa, kırmızı mercimek arz açığı olan ürünlerimizdir. Arpa, buğday Orta Anadolu da görülecek kuraklıktan etkilenirken, Güneydoğu Anadolu’da kırmızı mercimek ve kuraklık böyle devam ederse ilkbaharda ekilecek yine arz açığı verdiğimiz ürünlerden pamuk üretimi tehlike altındadır. Trakya bölgesinde arpa buğday ve yine arz açığı verdiğimiz ayçiçeği, kuraklıktan etkilenecek önemli ürünlerimiz arasındadır. Doğu Anadolu’da kuraklık yem bitkileri ve meraları etkileyecek, hayvansal üretimin düşmesine neden olacaktır.

“SİGORTA YAPTIRMAK ÖNEMLİDİR”

Tabii, bütün doğal afetlerden çiftçimizin zarar görmemesi mümkün değildir. Bu nedenle, doğal afetler karşısında çiftçimiz tek başına da bırakılmamalıdır. Tarım sigortası, çiftçi kayıt sistemine dahil olmayanları da kapsamalı, tüm riskleri de karşılamalıdır. Doğal afetlerden en çok zarar gören kesim olan üreticiler için sigorta yaptırmak fevkalade önemlidir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin çabalarıyla sigortalanmış kuru tarım alanlarında üretimi yapılan buğday, arpa, çavdar, yulaf, tritikale, nohut,  kırmızı mercimek ve yeşil mercimek ile bu ürünlerin sertifikalı tohumluklarında ilçe genelinde gerçekleşen kuraklık, don, sıcak rüzgar ve sıcak hava dalgası, aşırı nem, aşırı yağış ile dolu paketi teminat kapsamına alınmıştır. Diğer yandan, tarımda sigortalılık oranı Çiftçi Kayıt Sistemi kaydı olan üreticilerde yüzde 20’de kalmaktadır. Tarım sigortasında istenilen düzeyde artışın sağlanamamasının nedenleri arasında, yüksek prim tutarları gelmektedir. Çiftçimiz bu fiyatlarla sigorta yaptırmakta zorlanmaktadır. Tarım sigortasında prim tutarları düşürülmeli veya devlet desteği artırılmalıdır.

“SU TASARRUFU YAPILMALIDIR”

Tarımsal kuraklıkla mücadele etmede sulamanın önemi büyüktür. Boşa akıp giden suları toplamak yani yeni su hasatları yapmak için barajlar ve göletler yapılmalıdır. Sulamada yatırımları bitirilmeli ve yağmurlama ve damla sulama gibi basınçlı sulama sistemleri kullanılarak etkinlik sağlanmalıdır. Su her kesimde tasarruflu kullanılmalı, özellikle toplam suyun yüzde 78’ini kullanan tarımda su heba edilmemelidir. Döngüsel su yönetimi ile atık su değişik alanlarda kullanılmalıdır. Yaklaşık 23 milyon hektar tarım alanımızın halen 8,5 milyon hektarı teknik ve ekonomik olarak sulanabilmektedir. Diğer yandan, tarım alanlarımızın sadece 6,65 milyon hektarında sulama altyapısı tamamlanmış durumdadır. 1,85 milyon hektar alanda sulama altyapısı tamamlanmamıştır. Sulamaya açılacak her metrekare tarım arazisi ülkemizin menfaatine olacaktır. Hükümetin sulama yatırımlarına yönelik çalışmalarını destekliyoruz. GAP, KOP, DAP gibi büyük sulama yatırımlarını da içeren projelerin tamamlanması önem taşımaktadır. Ülkemizde tarımsal sulamada, sulama randımanı yetersizdir. 2019 verilerine göre mevcut sulama sistemlerinin yüzde 72’si açık sistemdir. Bu durum maliyetleri artırmasının yanı sıra su israfına neden olmaktadır. Acilen eski ve atıl vaziyette olan bu yapılar yenilenmeli, kapalı sistemlere geçilmelidir. Bu durum su tasarrufu sağlayacak, sulama maliyetlerini düşürecektir. Bitkide verim kaybına ve toprakta tuzlanmaya neden olan vahşi sulama yöntemleri bırakılmalıdır. Artan ürün maliyetler karşısında çiftçinin zorluk çekmesi, gelirinin düşmesi, modern sulama sistemlerine geçişini zorlaştırmaktadır. Bunun için çiftçilerimize su tasarrufu sağlayan modern sulama sistemlerinin artırılması için teşvik ve krediler artırılmalıdır. Hatta imkanlar dahilinde üreticilere modern sulama sistemleri yüzde 100’ü hibe şeklinde verilerek, modern sulama yöntemlerini etkin kullanması sağlanmalıdır. Özellikle, su sıkıntısının fazla olduğu bölgelerden başlanarak, kuraklığa dayanıklı kültür bitkileri tarımı teşvik edilmeli, gerekirse üreticiye ürün gelirleri arasındaki fark destek olarak verilmelidir. Üreticilerimizin suyu bilinçli kullanması için çiftçilerimize gerekli eğitimler verilmeli ve birim alanda kullanılacak su miktarı belirlenerek gereğinden fazla su kullanımının önüne geçilmelidir. Gelecekte artması beklenen kuraklıkta, üretici sulama suyu bulmada ve kullanım miktarında sıkıntı çekecektir. Kuraklığın etkisiyle üretici tarlasını daha fazla sulamak zorunda kalacaktır. Bu nedenle, sulama ücretleri ve sulama için kullanılan elektrik ücretleri önemli bir maliyet kalemini oluşturacaktır. Tarımsal üretimde maliyetleri artıran, üreticilerimizi zorlayan en önemli hususlardan birisi sulama ücretleridir. Buğday, ayçiçeği, çeltik, pamuk, mısır, meyve ve sebze sulamalarında 2015-2020 yılları arasında sulama ücretleri, cazibe sulamada yüzde 72 ile yüzde 92 arasında, pompaj sulamada ise yüzde 91 ila 193 arasında değişen oranlarda artış olmuştur. 2019-2020 yani son bir yılda ise cazibe sulamada yüzde 20,8 ile yüzde 25 arasında, pompaj sulamada ise yüzde 31,6 ile yüzde 34,8 arasında değişen oranlarda artışlar olmuştur. 2015 yılında dekar başına 1 lira olan yeraltı suyu kullanım ücreti 2016 yılında 2 liraya, 2017’de 5 liraya, 2019 yılında 10 liraya, 2020 yılında da 15 liraya çıkmıştır. 5 yılda 15 kat artış gösteren yeraltı suyu kullanım ücreti yeniden 1 liraya düşürülmelidir. Fiyatların düşürülmesi kaçak su kullanımının da önüne geçecektir. Tarımsal sulamada üreticilerimizin karşı karşıya kaldığı sorunların başında ise elektrik fiyatları gelmektedir. Özellikle fon, pay ve vergi dahil, 2017 yılı Aralık ayı itibarıyla 35,63 kuruştan elektrik alan üreticilerimiz 2019 yılı Aralık ayında yüzde 126,2’lik artışla 80,60 kuruştan elektrik kullanmak zorunda kalmıştır. 2020 Aralık ayı itibarıyla birim fiyat ise 85,2 kuruştur. Üreticilerimiz mesken abone grubuna göre yüzde 16 daha pahalı elektrik kullanmaktadır. Artan elektrik fiyatları üretimin sürdürülebilirliği için büyük bir tehdit unsuru halinde gelmiştir. Tarımda girdi yükünün hafifletilmesi, üretimin sürdürülebilir kılınması bakımından tarımda kullanılan elektrikte birim fiyatın düşürülmesi büyük önem arz etmektedir. Üreticilerimizin verimli bir şekilde üretime devam edebilmeleri bakımından, elektrik fiyatları makul düzeye çekilmelidir. Tarım sektörünün stratejik önemi göz önüne alınarak, tarıma pozitif ayrımcılık yapılmalıdır. Birim fiyatın düşürülmesi bakımından; elektrikte uygulanmakta olan yüzde 18 KDV tarımda kullanılan elektrikte yüzde 1’e indirilmelidir. Elektrik mutlaka desteklenmeli, tarifede ciddi bir indirim yapılmalıdır. Aylık fatura düzenlenmesi üreticilerimizi sıkıntıya sokmaktadır. Gerekli düzenlemeler yapılarak aylık fatura tahakkuku şirketlerin ihtiyati kararı olmaktan çıkarılmalı, ürünlerin hasat dönemi dikkate alınarak, hasattan hasada, yılda bir ya da iki kez olacak şekilde tahsilat yapılması sağlanmalıdır. Elektrik borçları, üreticilerimizin hak ettiği desteklerden mahsup edilmek suretiyle tahsil edilmektedir. Elektrik borçlarının desteklerden tahsil edilmesiyle ilgili uygulama kaldırılmalıdır. Desteklerinin mahsup edilmemesi nakit ihtiyacı içinde olan üreticilerimizi rahatlatacaktır. Üreticilerimiz abonelik işlemlerinde de sorun yaşanmaktadır. Çok hissedarlı tarım arazilerinde abonelik işlemleri yapılamamakta, abonelik işlemlerinin yapılabilmesi için hissedarların çoğunluğunun muvafakatnamesi istenmektedir. Üreticilerimizin abonelik işlemleri kolaylaştırılmalıdır. Özelleştirilen elektrik dağıtım şirketlerinin uygulamaları üreticileri zor durumda bırakmaktadır. Üreticilerimiz muhatap bulmakta güçlük çekmektedirler. Üreticilerimiz karşısında şirket avukatlarını bulmaktadır. Üreticilerimizin içinde bulunduğu durum göz önüne alınarak, elektrik dağıtım şirketleri tarafından gerekli kolaylık sağlanmalıdır.”

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.