$ DOLAR → Alış: 7,93 / Satış: 7,96
€ EURO → Alış: 9,39 / Satış: 9,43

Hâc yolculuğu başladı: Kabe’nin yolları bölük bölüktür

Giresun’dan Hakyemezoğlu Hacı Hüseyin Ağa ve Çolakoğlu Hacı Mustafa Hicaz’da vefat etmişlerdi.

Ayhan YÜKSEL
Ayhan YÜKSEL
  • 08.07.2019
  • 607 kez okundu

Geçen memleketlim [Kasaboğlu, nâm-ı diğer Mumcuoğlu] Ali Bayrak aradı. “Abi, hâc fârizam için gidiyorum, hakkını helâl et”… Duygulandım… Hayırlı olsun dedik, hakkımız varsa helâl olsun dedik”, peşine de “şeytanı taşlamak için taşı Harşit’ten getir” demeyi de ihmal etmedik!

Kur’ân-ı Kerîm, gücü yetenlerin hac görevini ifa etmesinin Allah’ın insanlar üzerine bir hakkı olduğunu belirtir (Âl-i İmrân, 3/97). Hz. Peygamber de haccın İslâm’ın beş şartından birisi olduğunu haber verir.

Osmanlı döneminde hacca gitmek elbet müşkilatlı idi. Yol uzaktı ve uzun bir zaman alıyordu. Duduzâde Hacı Mehmed Efendi, Hicaz’a gitmek üzere Şevval 1286’da (3 Ocak-1 Şubat 1870) Görele’den yola çıkmış, Hicaz’a vardığında Kâbeyi ve çevresindeki belli yerleri usulüne göre ziyaret etmiş, Kurban Bayramı’nın Pazar’a rastlayan ilk günü 10 Zilhicce 1286’da (13 Mart 1879) kurbanını kesmiş, Safer 1287’de (2-30 Mayıs 1870) Görele’ye “Hacı” olarak dönmüştür. Yani, 5 aylık bir süre…

Bizim zamanımızda herkes hâc farizasının yerine getiremezdi. Varlıklı kişiler giderdi. Bir de hacca gidenler dönüşte terazi tutmazdı. Bu inceliğe dikkat ederlerdi. Bu yolculukların Ulusoy’un organizasyonunda gerçekleştirildiği zamanları da biliriz. O gün kasaba bir mahşer yerine dönerdi. Yine böyle bir organizasyonda Ulusoy ile Pırelli lastiklerinin işbirliği ile yaman şoför seçiminde hatırladığım kadarıyla Tirebolu’dan Neşet Bayrak, Emin İhtiyaroğlu, Bilal Topal, Özcan Altay bu unvana layık görülmüşlerdi.

Kâbe’ye gidenlerin evi dönüşe yakın yeşile boyanırdı. Bu renk İslâmi bir motifi temsil ederdi. Dönüşte hacılar, evlerine teşrik tekbirleri eşliğinde getirilir, hazırlanan sedirde baş köşeye oturur, tebrikleri kabul ederdi. Ev sahibi, ziyarete gelenlere zemzem suyu, tespih, takke, hurma ikram ederlerdi. Çocuklara da hurma çekirdeğini ulu-orta yerlere atılmaması için tembih edilirdi… Yani, mukaddes toprak kabul edilen Mekke-Medine’den geldiği için kutsal atfedilirdi…

Hicâz’a gidip de dönemeyenler de vardı. Belki o dönemde “kutsal topraklarda vefat etti” diye ailesi teselli buluyordu… Çünkü, günümüzde olduğu gibi arapların beceriksizliğinden dolayı tünelde sıkışıp ölme hadisesi yoktu… İşte, [Muzaffer ocak Hoca’nın beyanında olduğu gibi] Hicâz-ı mağfiret-tırâz toprağına, peygamber yatağına gidip de dönemeyenlerden birisi 1893 tarihli vesikaya göre Giresun-Akköy’den Hakyemezoğlu Hacı Hüseyin Ağa ile 1895 tarihli vesikaya göre Giresun-Hacı Hüseyin Mahallesi’nden Çolakoğlu Hacı Mustafa’dır. Hâcı adaylarına iyi yolculuklar… Bereket günümüzde Mekke ve Medine uğrularına geçmişte olduğu gibi “surre alayı” düzenlenip para,altın ve eşya gönderilmiyor… Kâbe’yi gölgeleyecek şekilde gökdelen inşa etmek de ancak uğrulara yakışırdı…

Resim-1: Hakyemezoğlu Hacı Hüseyin; Resim-2: Çolakoğlu Hacı Mustafa; Resim-3: Surre alayı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ
New post (%TITLE%) has been published on %SITENAME%