giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
8,5544
EURO
10,1441
ALTIN
494,93
BIST
1.349
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Gök Gürültülü
29°C
Giresun
29°C
Gök Gürültülü
Salı Gök Gürültülü
29°C
Çarşamba Gök Gürültülü
29°C
Perşembe Gök Gürültülü
31°C
Cuma Gök Gürültülü
30°C

Giresun’da Şapka İsyanı: 4 Aralık 1925

22.06.2021
0
A+
A-

Türklerin İslamiyet’i kabulüyle birlikte erkek giysilerinde değişiklikler oldu. Geleneksel olan cepken ve gömleğin yanında, Arapların entari ve hırkası ile  Orta Asya Türklerinin simgesi olan kalpak ve börkün yanında, sarık Müslüman erkeğin simgesi haline geldi.[1]

II.Mahmut döneminde, Serasker Koca Hüsrev Paşa’nın, Tunus’tan dönüşünde getirdiği “kara püsküllü” kırmızı fes[2], “İslam giyiminden olması ve  Mısır ve Magrip’te (Fas, Cezayir ve Tunus’ta) erlere giydirilmesi ve Mekke emirinin buyruğundaki erlerin fesli olması” gerekçe gösterilerek setre (düz yakalı, önü ilikli ceket) ve pantolonla birlikte “asker giysisi olarak” belirlendi.

3 Mart 1829’da  Elbise Tüzüğü (Kıyafet Nizamnamesi) çıkarılıp, “cübbe ve sarık” yalnız Ulema’ya “fes” bütün asker ve siviller için zorunlu kılındı. Halk ise “başlık” olarak dilediğini  giymekte serbest bırakıldı. 1830 ise “Fes Nazırlığı” kurulup, Tunus’tan getirilen fesçi ustaları getirilip, Eyüp’ün Defterdar semtinde “seri üretim” için  “Feshane”  yapımevi kuruldu.

Şeyhülislam başta olmak üzere bütün ulema ise “fesin giyilmesinin caiz olmadığını” söyleyip karşı çıktılarsa da  II.Mahmut,  “fesin bir yenilik olmadığını” belirtse de Ulema “halkı direnmeye teşvik etti. Arnavutluk, Makedonya (Selanik), Bosna, Bağdat ve İstanbul’da “Fes giymeyiz” ayaklanmaları çıktı. Başta karşı çıkılan Fes,  zamanla “İslam’ın, muhafazakarların ve yenilik karşıtlarının sembolü” haline geldi.

29 Nisan 1920’de fesle ilgili önerge verilip, “Fesin ithal edilmekte olduğu için, paranın

ekonomik sıkıntı içinde olan ülkede kalması ve fesin yerine kalpağın ulusal başlık olması” istenince Tunalı Hilmi “Fesin Türkün ruhuna yerleştiğini söyleyerek” itiraz etti. TBMM başkanı da “fes mi, kalpak mı? tartışması için zamanın uygun olmadığını, herkes istediğini giysin” diyerek konuyu kapattı.

Mustafa Kemal, 4 Şubat 1923’te İzmir’de gazetecilerle yaptığı  görüşmede “şapkaya da değinerek, orada bulunan gazetecilerden Hüseyin Cahit Yalçın’a düşüncesini sordu. Hüseyin Cahit, “şapkaya taraftar olmasına rağmen böyle bir şeyin imkansızlığı” yönünde cevap verdi.[3]

Nihayetinde bir nevi “kavuk ümmetimiz, fes Osmanlılığımız, kalpak ihtilalimiz, şapka inkılabımızdır”[4]  ilkesiyle imam, hatip ve vaiz  dışındaki “bütün memurların şapka” giymesi 2 Eylül 1925’te yayınlanan “Bilumum Devlet Memurlarının Kıyafetleri Hakkında Kararname” ile zorunlu oldu.

28 Kasım 1925’de yürürlüğe giren 671 sayılı “Şapka İktisası Hakkında” kanun ile “Türk halkının genel başlığı şapka olup buna aykırı bir alışkınlığın devamını hükümet yasaklar” denilerek, “memurların şapka giymesi” zorunlu tutularak, bu konuda halk serbest bırakılmış olsada şapka dışındaki başlıklar yasaklanarak, şapka giyilmesi konusunda teşvik edildi.

“Çarşaf ve Peçe” konusunda (iddia edilenin aksine) ise “resmi bir yasak” kararı alınmamış olup, aradan uzun zaman geçtikten sonra bu konuda “bazı” belediyeler karar almıştır. Mesela, “Aralık 1934’de Bodrum ve Fethiye’de çarşaf ve peçe belediye meclisi kararı ile yasaklandı. Adana Belediye Meclisi, 15 Şubat 1935 ‘de aldığı kararla 16 Mart 1935 tarihinden geçerli olmak üzere, çarşaf ve peçeyi oy birliği ile yasaklamıştır.”[5]

“Şapka” denilince ilk akla gelen İskilipli Atıf Hoca, “Şapka Yasası” çıkmadan önce Temmuz 1924’de “Frenk Mukallitliği ve Şapka” risalesini yayınlayarak  “bir Müslüman’ın küfür alameti olarak belirlenen bir şeyi zorunluluk olmaksızın giymesi ve takınması suretiyle gayrimüslimleri taklit ederek, kendisini ona benzetmeye çalışmasını şer’an haram ve yasak olduğu” ve “şapkanın, batılı devletlerin dinsizliğini simgeleyen bir alamet ve gayri Müslimlerin, Müslümanlardan ayırt edilmesine yarayan baş kisvesi” olduğu görüşünü ileri sürmüştür.

Atıf Hoca’ya göre “şapka Tanrı tanımayan dinsizlerin sembolü olduğu için, yalnızca Müslüman olmayan Yahudiler ve Mecusiler giymeliydiler.” Bunu iddia eden Atıf Hoca, “Yahudilerin kestiği etin yenilmesine İslam’ın müsaade etmesi” ilkesini göz ardı ederek, doğrudan önyargılı hüküm veriyordu.

Şapka giyilmesi konusunda buna benzer görüşlerin etkisinde bulunan “Balıkesir, Kastamonu, Bursa, Konya, Samsun’dan bir grp vatandaş ise ‘gavur başlığı giymeyeceğiz’ diyerek Suriye’ye ve Fransız denetiminde olan Hatay’a göç ettiler.”[6]

Şapka giyilmesi konusunda, ilk toplu tepki “yasanın çıkmasından önce” ve elebaşlarının dışardan geldiği Sivas’ta (14 Kasım 1925’de) ve  Kayseri’de (22 Kasım’da) “kadınların yüzlerinin açılacağı, Kuran’ın kalkacağı, dul kadınların teşhir edileceği” propagandası yapılarak meydana geldi.

Ardından Erzurum’da “Biz gavur memur istemeyiz, dinsiz vali istemeyiz, dinsiz hükümet istemeyiz”, Rize, Güneysu’da “dinsizliğe doğru gidiyoruz. Hükümeti bu dinsizlikten men etmek gerekir”, Kahramanmaraş’da “şapka istemeyiz” gerekçeleriyle gösteriler yapıldı.

Tüm bu olayların ortak yönü ise, “isyan elebaşlarını” şehirlere dışardan gelenler olmasıydı.[7]

Giresun’da  olaylar, Milli Mücadele sırasında istanbul’da yaşayan ve şehre Eylül 1925’de İstanbul’dan gelen, Bulancak, Karaağaç köyünden Batum göçmeni Hafız Muharrem Efendi, 4 Aralık 1925 günü camide şapka ve kız mektepleri aleyhinde vaaz vererek, “şapka giyenlerin nikahlarının yenilenmesi gerektiğini” belirten[8] konuşması ile olaylar başladı.

Hoca Abdullah boynuna Kur’an asarak Piraziz’de sokak sokak dolaşıp halkı iknaya çalışırken, Hafız Muharrem ise propaganda yapmaktaydı.[9] Olayların merkezi Piraziz Şeyhli köyü (mahallesi) olup, Hafız Muharrem öncülüğünde eylem planı burada Derviş Hüseyin’in evinde yapılan toplantıda kararlaştırılmış ve Giresun ve Ordu vilayetlerinin basılması kararı alınmıştı.

Hafız Muharrem ifadesinde “İstanbul’dan Giresun’a geldiği zaman, kendisi gibi Batum göçmeni  olan eski Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi[10] ile (ki Ankara’da İskilipli Atıf yargılaması sonunda idam edilmiştir) aralarında ‘parola’ olarak ‘hasta’ kelimesini kararlaştırdıklarını, eğer kendileri propogandalarını yapabilecek olurlarsa, hastanın iyi olacağını ve aksi halde hastanın daha fazla ağırlaşacağını” ifade ederek “hasta” kelimesini bir “parola” olmak üzere yazışmalarında kararlaştırdıklarını  beyan etmiştir.

Kuvayi Milliye’nin kalesi olan Giresun’da çıkan olayla ilgili Hakikat Gazetesi ise “bazı namussuz ve vicdansız insanlar vardır ki şahsi menfaatlerini temin etmek için pusuya yatar fırsat bekler. İşte Giresun’da da bu kabil üç beş serseri, hükümetin şapka hakkındaki kararını bahane ederek emellerine ulaşmak için masum halkı kandırarak propagandaya başlamışlar” yorumunu yapmıştı.[11]

16 Aralık 1925’de Giresun Tiyatro binasında (eski sokabaşındaki sinema solonunda) İstiklal Mahkemesi’nin (Kel) Ali Çetinkaya Başkanlığı’ndaki heyetince başlatılan 60 sanıklı yargılamalarda  “şapka aleyhinde bulunup, dini politikaya alet eden ve Hükümet’e karşı halkı ayaklanmaya kışkırtmak isteyen”  60 tutuklu yargılandı.

18 Aralık 1925’de tamamlanan yargılamalar  sonunda “Sıra No:160, Esas No:311” olan karar ile:

“Şapka meselesini vesile ve Hükümete adem-i itaatle dini siyasete alet ittihaz ederek Ordu ve Giresun vilayetlerini basmak ve Hükümet-i Cumhuriye İdaresini ilga eylemek maksadıyla şehr-i halin yedinci günü Piraziz nahiyesinin Şeyhli karyesinde Derviş Hüseyin’in hanesinde bir kısmı müsellah olarak ictima’ ve isyan eylemek cürmlerinden maznunun aleyhim (sanıklar)  Hafız Muharrem, Hoca Abdullah ve rüfekası haklarında icra kılınan muhakeme-i aleniye ve vicahiye neticesinde: Merkumuna (adı geçenlere) isnad olunan ef’ale mücaseretleri (eylemlere cüret edenlerin) huzur-ı mahkemede sarahaten (açıkça) ikrar ve itiraflarından ve evrak-ı tahkikiye müfadıyla (ifade edilen) şahitlerin şehadatından müsteban (anlaşılmış) olmakla derece-i iştiraklerine (suça iştiraklerine) göre bunlardan Hafız Muharrem, Hoca Abdullah’ın hareketlerine tevafuk eden Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesine müzeyyel madde delaletiyle ikinci maddesinin birinci fıkrası mucibince salben (asılarak) idamlarına ve fer’an zimedhal (doğrudan ilişkileri) oldukları anlaşılan Derviş Hüseyin’in, Tahir oğlu Ali’nin vicahen (yüzüne karşı) ve Dadak Ali’nin gıyaben Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun 3’üncü maddesi mucibince on beşer seneye ve Odabaşıoğulları’ndan Mustafa, Rasim ve Osman, Kahraman oğlu Hasan, Hanım oğlu Tevfik Çavuş, Fındık oğlu Murad’ın vicahen beşer sene küreğe konulmalarına ve bu cürmden tevkif edilip de ef’ali muddea bihaya mücaseretleri (olayla doğrudan ilişkileri) anlaşılamayan diğerlerinin beraetlerine … karar verildi. 18 Aralık 1925.”[12]

Ankara İstiklal Mahkemesi’nde devam yargılamada ise “Hafız Muharrem’in kayınpederi  Hasan, Berber Mustafa, Ispartalı Yağlıkçı Hüseyin, kardeşi Mustafa, Hafız Nafiz, Kitabçı Mihran, Osman oğlu İlyas ve Yahya ise beraat etmişlerdir.

İstiklal Mahkemeslerinde görülen ve “şapka isyanı” adıyla bilinen yargılamalarda verilen mahkumiyet kararları “şapka yasasına  muhalefetten” değil, şapka bahanesiyle dini politikaya alet ederek “Cumhuriyet Hükümet İdaresini ortadan kaldırmak (Hükümet-i Cumhuriye İdaresini ilga eylemek)” suçundan verilmiştir.

Kar, izleri örtmesin.

[1] Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, Bilgi Yayınevi, İstanbul 2000, s.241

[2] Adını Fas’ın Fez kentinden almaktadır.

[3] Orhan Koloğlu, İslamda Başlık, TTK Yayınları, Ankara 1978, s.79 v.d.

[4] Orhan Koloğlu, a.g.e., s.136

 

[5] Hakkı Uyar, ‘Çarşaf, Peçe ve Kafes Üzerine Bazı Notlar’, Toplumsal Tarih, S-33, (Eylül 1996), s.8

[6] Ersin Kalkan, ‘O Şapkayı Torunları Giydi’, Hürriyet Pazar, (19 Mart 2006), s.12

[7] Cumhuriyet, 14 Aralık 1925

[8] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931, Yurt Yayınları, Ankara 1981, s.155

[9] Ankara İstiklal Mahkemesi, savcılık mütalaasından.

[10] Savcı mütalaasında “Hoca Ali Rıza Efendi; Mütareke zamanında (1918-1923) ve Edirne’nin Yunanlılar tarafından işgal edildiği sıralarda, Babaeski müftülüğünde bulunmuş, birçok masumun kanına girmiş ve pekçok hane söndürmüş mel’un bir simadır. Babaeski müftülüğü zamanında birçok masum halkı Yunanlılara teslim etmiş ve Yunan emellerine çalışmıştır” değerlendirmesini yapmıştı.

[11] Hakikat, 14 Aralık 1925

[12] TBMM, II.Dönem Ankara İsitklal Mahkemesi Zabıtları (1925-1927), C-I, s.187

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.