giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
13,6244
EURO
15,2091
ALTIN
787,70
BIST
1.997,69
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Parçalı Bulutlu
7°C
Giresun
7°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Çok Bulutlu
7°C
Pazar Yağmurlu
4°C
Pazartesi Çok Bulutlu
7°C
Salı Çok Bulutlu
11°C

Ey Türk Doğrul!

14.01.2022
0
A+
A-

Milli Mücadele sırasında, cephedeki askerler, Türkiye’nin ve Türklüğün hakkı, Türk tarihinin şerefi için savaşmaktadır. Onlar, Türklük için, bütün esir  ve ezilen uluslar için, Tanrı’nın insanlara tanıdığı en yüce hak olan özgürlük ve bağımsızlığı istemekteydi. Onun için bu savaş çok büyük ve çok şerefliydi.[1]

“Ey Türk doğrul! Sen Altaylarda başarı göstermiş, Çin Seddi’ni yaptırtmış, Atilla ile Avrupa’yı titretmiş bir milletin evladısın. Sen küçük Asya’nın büyük ve rakipsiz sahibisin. Seni kuvvetinden mahrum olmuş sanıyorlar.

Koca Asyalı kahraman!

Seni Dünya Savaşı’nda mağlup edince, seni yok edeceklerini sandılar. Fakat yine ırkına mahsus cesaret ve mucizeler göstermekten geri kalmadın.”[2]

O zor günlerin ölüm kalım anlarında herkesin ortak dileği ise şu cümlelerde gizliydi;

“Ey önünde asırların saygıyla boyun eğdiği kahraman ırkımın yiğit ver altın ordusu. Hak ve özgürlük seni bekliyor. Dünyaları kendine dar gören Yavuzlar, Fatihler yattıkları toprakların kurtuluşunu gözlüyor. Çanakkale’de yatan cesur kardeşler, çiğnendiğimiz yeter, gelin bu toprakları ve esir Türkleri kurtarın!”[3] diye haykırıyordu.

Bu mücadeleyi kanları pahasına yapanlar için millet ruhunu onlara bir mabet yapıyordu. Bu gönüllü kahramanlar,  Kuran’ın anlattığı mücahit, kıbleyi haç’ın hakaretinden kurtaran Ali’ler, Yavuzlar ve Fatihlerle beraberlerdi.[4]

Tek bir hedefleri vardı O da; “milli sınırlar içinde her şeyden önce kendi kuvvetlerine dayanarak varlıklarını korumak, milletin ve ülkenin gerçek mutluluğuna ve bayındırlığına çalışmaktı.”[5]

1921 yılında Nevruz, Ankara’da talimhane meydanında çeşitli askeri ve sivil yarışmalarla kutlanmış, Mustafa Kemal’de kutlamalara katılmıştı.[6] 1922 yılında ise TBMM önünden resmi geçit yapılarak kutlamalara başlanmıştı.[7] Bu kutlamalarla, Türk bilinci Anadolu köylüsüne hatırlatılıyor, bu bilince sahip çıkılıyordu.

Tüm bu çabalar Anadolu yığınlarını oluşturan halkı aydınlatmak içindi. Çünkü, Anadolu köylüsü okuma yazma bilmediği halde, aydın geçinenlere taş çıkartırcasına yurtseverlik gösteriyordu.

Bu nedenle, köylüyü hak ettiği ve layık olduğu makama çıkarmak gerekiyordu. Askerlerimizde, bu halkın bir parçasıydı. İçinden çıkmış tertemiz duygularla vatan mücadelesi veriyordu.

İçlerinde bazıları kandırılmış olsa da, gerçeği görünce, kendisine gerçek amaç anlatılınca hemen olması gereken safta yerini alıyor, dimdik ayakta durmanın gururunu yaşıyordu.

Milli Mücadele’nin başlangıcında, 1920’de çok büyük fedakarlık gösteren ve faydalı işler de yapan ve kendisine TBMM tarafından yargı yetkisi de verilen Çerkez Ethem isyan edince yanındaki 2000 kişiden 800’ü Yunan tarafına geçmişti.[8] Ruhunda benliğinde yurt sevgisini taşıyan askerler ise olması gereken yeri seçmekte asla tereddüt etmeden Yunan’a sığınmak yerine, vatan mücadelesi için Çerkez ethem’e uymamıştı.

Çünkü ona bu nedenle “Mehmetçik” denilmişti. Adını ise merhum Çanakkale kahramanı “Bigalı Mehmet Çavuş”tan almıştı. Olay şöyle gelişmişti.

“19 Şubat 1915 günü, müttefik İngiliz ve Fransız savaş gemileri boğaz girişindeki Seddülbahir tabyasına ilk saldırıyı başlattı.

Kaleyi ve köyü 45 dakika ateş altına aldılar. Sonra, bir bölük İngiliz askeri motorlara binip, Seddülbahir Kalesi’nin önlerinde karaya çıkacaktı.

Motorlar karaya yaklaşırken Saat: 15.30’u gösteriyordu.

İngilizleri bir sürpriz beklemekteydi.

Topçuların boşalttığı kesimler da kara birliklerinin denetimine geçmişti. Kritik yerlere ağır makineli tüfekler yerleştirilmiş, savunma mevzileri güçlendirilmişti.

Sedülbahir Kalesi’nin önünde iyi gizlenmiş, 30 kişilik bir posta vardı.

Bu postanın komutanı Bigalı Mehmet Çavuş’tu.

Motorlar yaklaşırken, Çavuş askerlerini topladı; “Bana bakın, dedi. “Üzerinde durduğumuz, ayağımızı bastığımız yer ata yadigarıdır, vatanımızdır. Ha anamızın ırzı, ha vatanın ırzı. Bu gelenlerde ırz düşmanları. Ona göre dövüşeceğiz. Bu ırz düşmanlarını geldiklerine pişman edeceğiz.”

“Evelallah!”

(…)Herkes yerini aldı, duasını etti. Sessizce beklediler. Çevrede hiç canlı kalmadığını sanan İngilizler neşe içinde kumsala çıkmaya başlayınca, Mehmet Çavuş askerlerinin beklediği emri verdi:

“Haydi bismillah.Ateş!”

Otuz tüfek birden patladı.

Çatışma sonunda Mehmet Çavuş ile askerleri İngilizleri durdurmuş, yardıma gelen birlikle birlikte kaçırtmıştı.”[9]

İlk direnişi yapan “Mehmet Çavuş[10], Çanakkale Savaşı’nın kamuoyuna adı açıklanan kahramanı olup, Türk askeri bu olaydan sonra Mehmet, “Mehmetçik” diye anılmaya başlanmıştır.

“Saray’ın, Mondros Mütarekesi’ni (silahların teslim edilmesi antlaşmasını) imzalamasından ve  itilaf devletlerinin de bu antlaşmaya koydukları imzaları hiçe sayarak antlaşmayı yırtıp atmasından sonra, yaralı aslan yaşamak için ayağa kalkmış, bir pençesini emperyalist ve kapitalistlerin temsilcisi zalim batı diplomasisinin yüzüne, diğer pençesini de, kutsal hilafet maskesi altında içeri de kendisini arkadan vurmak isteyenlere çarpıp, maskelerini yere düşürmüştür.

Öyleyse bu mücadele, içeride eski teşkilat, idare ve zihniyete ve dışarıda da  emperyalistlere karşı kutsal bir ihtilaldi.

Milli Hareket, memlekette tam birlik içinde yalnız yabancılara karşı milli varlığı kurtarmak için yapılmış olsaydı, eski idarenin ve ona egemen olan zihniyetin devamına daha bir süre göz yumulabilinirdi. Halbuki iş böyle olmadı.

Topraklarımızı savunanlar, son büyük harekete engel olmak isteyen eski teşkilatı da devirmek ihtiyacı ile karşılaştılar. İhtiyaç ve zorunluluğun mantığı ile bunu da yıktılar.”[11]

İki günlük kişisel ve sefil hayat uğruna, Anadolu’nun paylaşılması demek olan  Sevr’i imzalayanlar Türkler için sonsuza kadar ölmüştür.

Dışarıya karşı varlığını korumak ve kurtarmak amacıyla başlayan bu mücadele, içeriye yönelik olarak da yeni bir devletin ve milletin var olması, yükselmesi kelimeleriyle ifade olunabilecek güçlü bir kavrayış ve imana dayanan bir inkılaptır. İnkılap ise bir doğuştur, yeni bir dünyanın doğuşudur.[12]

Türk inkılabı 1920’den başlatılmaz. Türk inkılabı, Tanzimat’tan 1908’e kadar “uyanış”, 23 Temmuz 1908’den 23 Nisan 1920’ye kadar “gelişme”, 23 Nisan 1920’den başlayarak nereye kadar devam edeceği bilinmeyen devre ise “kuruluş” dönemi olarak algılanmıştır.

Tanzimat, isyancı olmayan klasik Doğululuk belirtisi ve çağdaş bir hayat özlemi, 1920 Kuvayi Milliye inkılabı ise 1908 inkılabının olgunlaşmaya doğru atılmış adımıdır.[13]

Bu inkılap yapılmamış, Anadolu halkı pirelerinden silkinip, kendisine atılan ölüm kurşununa, kurşun atarak cevap vermemiş olsaydı, Türk’ün son devleti olan  Türkiye Cumhuriyeti kurulmamış olacaktı.

Dolayısıyla, Türk’ün ve Türk Milleti’nin ölümü için atılan kurşuna karşı, “ölümünü öldüren kurşunları” atan Kuvayi Milliye üyeleri tüm varlıklarını vatan ve Türk Milleti uğruna feda  etmişlerdi.

Erken gidenlere selam olsun.

Kar, izleri örtmesin!…

[1] Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 8 Temmuz 1921

[2] Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 11 Aralık 1921

[3] Mahmut Esat Bozkurt, Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 11 Temmuz 1921

[4] Samih Fırat, Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 14 Temmuz 1921

[5] Atatürk, Nutuk, MEB yayınlar, 1982, s.:436.

[6] Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 22 Mart 1921

[7] Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 23 Mart 1922

[8] Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 9 Şubat 1921

[9] Turgut Özakman, Diriliş, Bilgi Yayınlar, Ankara, s.136 v.d.

[10] Mehmet Çavuş, daha sonra Tabak soyadını almış olup, Mezarı Çanakkale’nin Biga İlçesi, Bahçeköy’dedir

[11] Mahmut Esat Bozkurt, Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 14 Mayıs 1922

[12] Yunus Nadi, Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 2 Temmuz 1922

[13] Anadolu’da Yenigün Gazetesi, 21 Mart 1923

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.