$ DOLAR → Alış: 5,79 / Satış: 5,81
€ EURO → Alış: 6,40 / Satış: 6,43

Din ve Mezhep savaşları (1)

Hüseyin Mümtaz BAYAZITOĞLU
Hüseyin Mümtaz BAYAZITOĞLU
  • 21.11.2019
  • 298 kez okundu

Konuya isterseniz damardan girelim.

Biz halâ müze mi, cami mi olmasını tartışıyoruz ama dünyanın en büyük Ortodoks kilisesi olarak inşa edilmiş olan Ayasofya’nın Dördüncü Haçlı Seferi’nde Latinler tarafından işgal, yağma ve talan edilen İstanbul’da, 1204’den sonra tam 57 yıl “Katolik kilisesi” yapıldığını hatırlıyor muyuz?

Sina Akşin’le başlayalım;

“Muharebelerin önemi savaşan kuvvetlerin büyüklüğü ya da uzun sürmeleri ile ölçülmez. Çünkü Clausewitz’in belirttiği gibi, savaş siyasetin zorla yürütülen bir biçimidir. Savaşların önemi, doğurdukları siyasal sonuçlarla ölçülür. İslâmiyetin doğusu sırasındaki muharebeler mahalle kavgası ölçeğinde oldukları halde, muazzam sonuçlar doğurmuşlardır.” [i]

(Aslında Clausewitz tam olarak şöyle demiştir; “Savaş politikanın başka araçlarla devamından başka bir şey değildir”.)

Yukarıdaki başlığın önce “mezhep” bölümünü algılarsanız doğal olarak ilk akla gelen, Sünni-Şii ve Alevi savaşlarıdır.

Hele tarihimizin ağır yaralı sayfalarında; her ikisi de sonradan Müslüman olan “Pargalı” Frenk/Damat/Makbul/Maktul İbrahim Paşa ile “Hırvat” devşirmesi “Kuyucu” Murat Paşa’nın binlerce Türkmen Yörük Alevi’yi katlederek kuyulara doldurma satırlarının dumanları yüzlerce yıl sonra bile halâ tüterken…

Yok “din”i önce ele alırsanız yine ilk akla gelen Haçlı Seferleridir. Burada da yaygın kanaat, Hristiyan/Haçlılar tarafından düzenlenen dokuz seferin (Kudüs’ü kurtarmak bahanesiyle) Müslümanlara karşı yapıldığı şeklindedir.

Sözü burada İlber Ortaylı’ya bırakıyoruz:

“Anadolu’nun Türk nüfusuyla dolması yanında, tarih kitaplarına ‘Haçlı Seferleri’ olarak geçen organizasyon meydana geliyor.

Artık kırsal bölgelerin Türkmen göçebeler ve köylüler, şehirlerin ise büyük bir Türk nüfus tarafından doldurulduğu anlaşılıyor. Türkler Batıya doğru ilerlemekte, Bizans İmparatorluğu ise artık gerilemektedir. Bilhassa Malazgirt’ten sonra Miryokefalon Savaşı, bu tarihî oluşumun en son noktasıdır. 12. asrın sonunda başlayan ve ilk önce Anadolu’dan geçen Haçlı Seferleri bile bu ilerlemeyi önleyememiştir.

Haçlı Seferleri’nin hedefi hiç şüphesiz İslam dünyasıdır. Maksat, ‘Kudüs’ü kurtarmak’tır. Ancak bu kurtarıcılığın arkasında çok daha hırslı bir amaç vardır. O da Akdeniz’in en parlak ve zengin kenti olan Konstantinopolis’tir. Yani Haçlılar Hıristiyan kardeşlerinin başkentine göz dikmişlerdir ve Roma İmparatorluğunu yeniden diriltme emelindedirler. Bu nedenledir ki Batı Avrupa’daki Roma-Germen İmparatorluğu, Haçlı Seferleri’ni düzenleyenlerin başında yer alır.

Bu seferlerin en önemlileri, I. ve II. Haçlı Seferleridir. İlk Haçlı Seferleri’ne katılanlar, Macaristan Krallığı’na girer girmez şehirleri yağmalamaya başlamış ve 4 bin civarında insanı katletmişlerdir.

Aynı kalabalık Bizans topraklarına girdiğinde, İmparator kendilerine, ‘Herhangi bir yerde üç günden fazla durmazsanız sizi beslerim, aksi takdirde hiçbir şey alamazsınız’ demek zorunda kalmıştır. Çünkü gelenler, durdukları yeri yağmalamaktadırlar. Üstelik kendi din kardeşlerinin şehir ve köylerinde de katliam yapmaktadırlar.

Haçlı Seferleri’nin en utanç vericisi şüphesiz dördüncüsüdür. 1182 ve 1185 tarihlerinde İstanbul’daki yerli halkın, Pera’da –bugünkü Galata’da- yaşayan Venediklilere karşı düşmanlığı bir ayaklanmaya dönüşmüş, ufak çapta bir katliam ve yağmalama görülmüştü. Venedik de bunun intikamını almakta gecikmedi. Haçlı Seferleri’ni Kudüs’ten çok, o zamanlar zengin şehir olan Konstantinopolis’e yöneltmeyi kendine iş edindi.

Dünyanın en parlak şehri, 1204 yılının 12 Nisanından itibaren 50 yılı aşan bir süre boyunca karanlık bir dönemin içine girdi…Şehirde yağmalanmadık eski eser kalmadı. İnsanların ırzı çiğnendi, kadınlar ve çocuklar öldürülüp sokaklara yığıldı. Bu faciayı bizzat yaşayan, sonradan kaçmak zorunda kalan çağın Bizans tarihçisi Niketas Khoniates olanları bütün dehşetiyle anlatır. Bir de Hıristiyanlığın iki büyük mezhebi olan Ortodoksluk ve Katoliklik arasındaki nefret ve çekişme ise bu istila ve yağmadan sonra daha çok pekişmiştir. Yoksa Konstanrinopolis’teki Patrik ile Roma’daki Papa arasında daha önceki senelerde yaşanan dini tartışmalar halkı pek fazla ilgilendirmiyordu. Ama işin içine kan girince durum değişti. O gün Doğu medeniyetinin en önemli parçası olan Konstantinopolis yağmalandı. Ayasofya gibi bir mabet bile bu yağmadan nasibini aldı ve rezil ve saygısız eğlencelerle manen kirletildi.

Bu seferden sonra Ortodoksların ileri gelenleri Konstantinopolis’ten atıldı. İmparator ailesinden Komnenoslar, Trabzon’a sığındılar. Bir süre sonra da teyzeleri olan Gürcistan Kraliçesi’nin yardımıyla Trabzon’da Pontus İmparatorluğu nu kurdular. Bilindiği gibi bu devlet, Fatih’in 1461’deki fethine kadar yaşamaya devam etti. Yine bu yağmadan sonra ikinci bir grup olarak Laskarisler hanedanı da İznik’e çekildi, orada da parlak ve küçük bir Bizans devleti kurulmuş oldu.

Burada Haçlılara dönük bir parantez açmak gerekir… Haçlılar gittikleri yerlere bir şeyler götürmekten çok, oralardan çok şeyler almışlardır. Tabii ki yağmalayarak. Yaşamlarındaki kültürel kalıplar değişmemiştir… Haçlılık; Endülüs’te, Güney İtalya’da, Sicilya’da gerilemeye başlayan, Girit’i ve Antakya’yı kaptıran Arap Müslümanlarının yediği son darbedir. Buradan sonra, Ortadoğu’da yeni bir kuvvet olan Türkler, Haçlı Seferleri’nin yarattığı dağıtıcı ve bozguncu havayı düzeltmek için yeni bir fütuhata ve direnişe geçeceklerdir. Onun içindir ki 13. asırdan sonra bütün Ortadoğu’da bir Türk ağırlığı hissedilmeye başlanmıştır”.[ii]

Son günlerde ilginç olaylar oluyor.

Dünyaya posta koyan Türkiye nedense Yunanistan konusunda sessiz ve sedasız… Hiç son yıllarda “Ege’de it dalaşı” haberleri okudunuz mu? Ya da Ege’deki “anlaşmalarla silahsızlandırılmış ada ve kayalıklarda” Yunan bayrağı dalgalanması konusunda bir tepki?

Hele son bir olay hepsinin üzerine tüy dikti. Yunanistan’da “makamı gasp” ile suçlanan Gümülcine seçilmiş müftüsü İbrahim Şerif, 80 gün hapis cezasına çarptırıldı.

“Mütekabiliyet” gereği acaba Eyüp Kaymakamı bağlısı Fener Papazı da mesela 79 gün hapsedilebilir mi?

İşte böyle düşününce yazıya yaptığımız hayli uzun giriş anlam kazanıyor…

Mezhep Savaşı, Katolik-Ortodoks çatışması. Rus, Ukrayna Kiliseleri arasındaki anlaşmazlığa neden, nasıl ve hangi yetkiyle taraf oluyor Fener?

İslâm Dünyasının liderliğine soyunan Türkiye; acaba Fener’i kullanarak Hristiyan Dünyasına da mı şekil vermek istiyor?

Kim, kimi kullanıyor?

Devam edeceğiz…

[i]   “Savaş ve Etnik Temizlik-Yumuşatılmış Sevr Dönemi”- Sina Akşin. Türkiye İş Bankası K. Yayınları. Eylül 2019. Sayfa 93

[ii] “Türklerin Altın Çağı”. İlber Ortaylı. Kronik Yay. İstanbul 2017. Sayfa 141-143

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ