$ DOLAR → Alış: 6,75 / Satış: 6,78
€ EURO → Alış: 7,66 / Satış: 7,69

19 Mayıs 1919 üzerinden Postmodern Helen saldırısı

Hüseyin OZBEK
Hüseyin OZBEK
  • 20.05.2020
  • 392 kez okundu

Milletlerin geçmişten geleceğe akıp giden tarihsel yolculuklarında çekilen acılar, kazanılar zaferler derin bilinçaltına kaydedilir. Orada, yenilgilerin utancı, zaferlerin onuru bir aradadır. Türklerin derin bilinçaltında 15 Mayıs 1919 utanç ve öfkenin, 19 Mayıs, kutsal isyanın ilk adımı olarak kayıtlıdır.  Aynı tarihin, suyun öte yakasında nasıl tersyüz edildiğine geçmeden önce biraz tarih diyelim.

Türkler, 1.Paylaşım Savaşı’ndan yenik çıktığına göre, Doğu Sorunun çözümünün önünde hiçbir engel kalmamıştı. Mondros Mütarekesi ( 30 Ekim 1918 ) ele vurulan ters  kelepçeydi. Sevr ( 20 Ağustos 1920 ) kafayı gövdeden ayıracak giyotin olarak düşünülmüştü.

Emperyalizme karşı Kutsal İsyanın ilk adımı 19 Mayıs 1919’da Samsun’da atılacaktır. Samsun, Amasya, Erzurum, Sivas, Ankara’dan önceki önemli dönemeçlerdir. 23 Nisan 1920’de Ankara’da TBMM’nin açılmasıyla, bağımsızlık savaşının meşruiyet temeli oluşmuştur. Mustafa Kemal Paşa’nın; “Askerlik onurundan yoksun katiller sürüsü” olarak tanımladığı Yunan Ordusunun 9 Eylül 1922’de  çıktığı yerden, İzmir’den denize dökülmesiyle zafere ulaşılacaktır.

Komşu bir ülkenin toprağını işgale gelenlerin, karaya ayak bastıkları andan itibaren ( 15 Mayıs 1919 )  giriştikleri katliamın ilk günkü bilançosu binlerle ifade edilen sivil can kaybıdır. Her türlü tecavüzün, yağmanın, cinayetin yaşandığı 15 Mayıs Türkler için, milli gururun ayaklar altına alındığı bir utanç ve yas günüdür. Aynı tarih suyun öte yakasında sonuç alınamamış “Küçük Asya Seferi”dir!

Komşu bir ülkenin sonuçsuz kalan yağması ve yıkımının özeleştirisi yerine  inşa edilen mağduriyet ve masumiyet algısı, Yunanistan sınırları içinde bir ölçüde anlaşılabilir.Ama yapılanlar bunun çok daha ötesinde, dünya kamuoyu nezdinde Türkiye’ye yönelik Postmodern Küçük Asya Seferine dönüşmüş durumdadır. Yunan Parlamentosunun, 19 Mayıs 1919’u Pontus Soykırımını Anma Günü olarak kabulü ( 8 Mart 1994 )  katliama ve kırıma uğrayan mazlum bir halkın, ülkesini işgale gelenlere karşı meşru direnişine yapıştırılmak istenen asrın iftirası olarak okunmalıdır!

7 Mayıs 2006’da  Selanik’te, Atatürk’ün doğduğu evin yakınında Ayasofya meydanına dikilen ilk soykırım anıtını, Eleftherio-Kordelio meydanında Aya Yorgi Kilisesinin karşısına dikilen ikincisi ve sonrakilerin takip ettiğini not ettikten sonra, Yunanistan’ın bu konuda iktidarlara göre değişmeyen devlet politikasına birkaç örnek  verelim:

Yakın geçmişin Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis; “Panhelenik Pontus Dernekleri Federasyonu” nun Selanikte düzenlediği anma etkinliğine gönderdiği mesajda “Yunan  devleti, Helenizmin tarihi hatırasının yaşatılarak, Pontusluların trajik soykırımının uluslararası toplum tarafından tanınması ihtiyacını kabul etmektedir. Yunan devleti Pontus ile ilgili düzenlenen tüm etkinliklerde fiilen yer alarak, konunun uluslar arası toplum tarafından tanınması için her türlü çabayı sarfediyor “.

Dönemin Cumhurbaşkanı Papulyas; “Yunanistan’a göç eden Pontuslu Rumlar, kaybedilmiş vatanlarını hafızalarında yaşatıyor. Pontusluların baba topraklarından kovulmalarından bu yana geçen 90 yıl içerisinde göçmenlik fidanıyla aşılanan  ulusal ağaç yeni ürünler verdi. Bu süreç içerisinde anavatan topraklarında yaşayan Pontuslular tüm olumsuzluklara rağmen yaralarını sardı ve köklerini koruyup (kaybedilmiş vatanlarının ) hatırasını yaşatarak, ulusun yeniden doğuşuna katkıda bulundu”.

Dönemin PASOK lideri Yorgo Papandreu; “Pontus soykırımını uluslararası toplum tanımak zorundadır”.

Dönemin Güney Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos; Pontus Helenizmini kökünden kazıyan, insanlık dışı  haksızlık olan Türk yayılmacılığının son safhası Kıbrıs trajedisidir.”

Pontus Cemiyetleri Federasyonu Başkanı Yorgo Parharidis; “Pontus soykırımının uluslar arası alanda tanınması gerekmektedir. Pontus Helenizminin soykırımı tarihi olay. Türkiye için en iyisi bunu kabullenmesi. Atalarının yaptığı bir şey için özür dilemek kötü değildir. Bu tarihi bir olay, özür dilenirse tarihimiz teyit olacak. Bu talebimizi Yunan hükümeti nezdinde dile getiriyoruz.Talebimizi Brüksel’de de dile getireceğiz.”

Sözün burasında, Nutuk’u açıp Atatürk’e kulak vermenin zamanıdır. Osmanlı uyruğu kimi Ortodoksların 1908 yılında Samsun’da kurdukları Gizli Pontus Cemiyeti’nin önce Müdafaayı Meşruta’ya, sonrasında Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti’ne  dönüştürülerek Batum’dan İnebolu’ya kadar şubeler oluşturduğunu anlattıktan sonra, Kurtuluş Savaşının zor günlerini fırsat bilip, Pontus Devleti kurmak amacıyla başlattıkları silahlı kalkışma için şunları söylemektedir: “Pontus Eşkıyasının kuvveti başlangıçta 6.000-7.000 silahlı idi.Daha sonra her taraftan katılanlarla 25.000’e yaklaştı.Bu kuvvet yeterli küçük birliklere ayrılarak,çeşitli yerlerde barınıyordu.Pontus çetelerinin bütün işleri İslam köylerini yakmak, Müslüman halka karşı akıl ve hayale sığmaz zulümler yapmak,cinayetler işlemek gibi kan içici bir sürünün yaptıklarından başka bir şey değildi.”

Böyle giderse suyun ötesinin bilim ve tarihsel gerçeklik dışı algı inşasıyla kurguladığı Postmodern Küçük Asya Seferinin, ikinci Küçük Asya felaketine dönüşmesi kaçınılmazdır. Komşu, Mustafa Kemal Atatürk’ün, savaştan sonra uzattığı dostluk elinin değerin bilmeli, halklara acıdan başka bir şey getirmeyecek çılgın maceralardan kaçınmalıdır.Unutulmamalıdır ki tarihin tekerrür etmek gibi bir huyu vardır.

Av.Hüseyin Özbek
Türkiye Barolar Birliği Başkan Yardımcısı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ