giresun üniversitesi Giresun University kerasus giresun gazete giresungazete giresun gazete giresun gazete net Giresun ışık Giresun Işık Gazete Gazete Işık gazetecilik giresun yerel haberler giresunhaber Giresun haber giresun yerel haberler giresun yerel gazete giresunsondakika giresun sondakika kazaolay sondakika giresun giresun belediyesi çotanak yeşilbeyaz giresunspor fotoğraf fotoğrafçılık piraziz bulancak dereli keşap espiye yağlıdere şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak camoluk şebinkarahisar tirebolu alucra espiye bulancak keşap
DOLAR
12,6306
EURO
14,2880
ALTIN
729,73
BIST
1.786
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Giresun
Rüzgarlı
25°C
Giresun
25°C
Rüzgarlı
Salı Sağanak Yağışlı
20°C
Çarşamba Kuvvetli Sağanak
11°C
Perşembe Çok Bulutlu
13°C
Cuma Az Bulutlu
15°C

100 yıl önce ‘Türkler başının çaresine baksın’ diyenler

05.11.2021
0
A+
A-

Bugünlerde “düşünce hürriyeti” kılıfı altında her türlü bölücü fikirler ortalıkta dolaşırken,  bir yandan da “eşit yurttaşlık” adı altında Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımını gözümüzün içine sokarak “kuranlar arasında bizde vardık” demekteler.  Bizim  dedelerimiz cephe cephe direnirken, Şeyh Said ve Seyyit Rıza ve yandaşları başta olmak üzere “vakit bulamadıklarından” köylerinden dışarıya çıkmamaları bir yana, bölgede “bağımsız Kürdistan kurulmasına yönelik” Koçgiri isyanını da desteklemişlerdi. Bu destekçiler arasında TBMM’de vekil olan Nakşi şeyhi görünümündeki üyelerde vardı.

 

Bunların bizimle beraberlikleri Doğu’da İngiliz ve ABD ittifakının Bağımsız Ermenistan kurulması planlarını tarihin çöplüğüne attığımız 1920 yılının Kasım ayına (Sarıkamış ve Kars’ın Ermenilerden alınmasına) kadar devam etmiş, bu tehlikeyi Türkler ortadan kaldıırnca da Azadi Bölücü örgütünü kurtmuşlar ve Şeyh Said ayaklanmasını organzie ederek, Musul’un elimizden çıkmasına sebep olmaları bir yana, ardından da Ağrı isyanını ve devamında da Dersim isyanını çıkararak 1923’den 1939’a kadar Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da “sürekli bir güvenlik sorunu” yaratmışlardı. İşte bugünlerde “birlikte kurduk” diyenler, bu güvenlik sorununu yaratanları görmezden gelenlerdir.

Şimdi gerçeklere dönelim:

 

Mütareke (1918-1919) döneminde, Doğu vilayetleri üzerinde kara bulutlar dolaşıyor, herkes gücü oranında çareler arıyordu. Çaresi aranan sorun ise, “bölgede” İngilizlerin başını çektiği Batılı devletlerce, “bağımsız Ermenistan” kurulmak istenmesiydi. Hemen herkes tek bir çarenin olduğunda fikir birliği etmişlerdi. Yörede yaşayanlar (Türkler ve Kürtler) “birlikte hareket ederse, sorunun üstesinden” gelinebilecekti. Bu amaçla “Vilayet’i Şarkiya Mudafai Hukuk Cemiyeti” İstanbul’da kurulmuş ve Cemiyet’in ileri gelenleri Kürt Teali Cemiyet’ini ziyaret ederek “birlikte hareket edelim” teklifini götürmüşlerdi. Verilen cevap, “Türklerin başının çaresine bakmasını tavsiye” etmekti.

Olayın tanığı Cevat Dursunoğlu, “Türk Milletinin yaşama hakkının tükendiğini sanan bu zavallıların, ‘düştükleri dalaletten kurtarılmasına imkân olmadığını’ anlayarak yanlarından ayrıldıklarını[1] belirtmektedir. “Türklerin başının çaresine bakmasını tavsiye edenler,” İngilizlerden destek alan ayrılıkçı Kürtlerdi. Bunlar, “gördükleri rüyadan uyandıklarında” artık çok geç kalmışlar ve hayal kırıklığı yaşamışlar; “İngiliz çıkarlarına alet edildiklerini” anladıklarında, bir kısmı bu yolda canlarını vermiş, bir kısmıda yurt dışına gitmek zorunda kalmışlardı.

 

Diğer bir deyişle, Erzurum kongresi (23 Temmuz 1919) öncesinde, (Ayrılıkçı) “Kürtler, İtilaf devletlerinin kendilerine yardımcı olacağını söyleyerek kongreyi desteklememişlerdi.”[2]

Ama Kongre’yi desteklemeyen (ayrılıkçı Kürtlerin) torunları bugünlerde, mangalda kül bırakmadan konuşmakta; bu nedenle maalesef sapla saman birbirine karışmış durumdadır.

Bir yandan da Ermeniler, 12 Şubat 1919’da Paris Barış konferansından;

“Kafkas Ermeni Cumhuriyeti arazisi ile beraber Kilikya (Çukurova) ve yedi vilayetten teşekkül olmak üzere müstakil bir Ermenistan kurulmasını ve kendilerine hami olacak (manda devletten);

  1. Halen memleketi (?) işgal etmekte olan Türk hükümet memurlarını, askerlerini ve diğerlerini (yani Kürtleri) boşaltmaya zorlamalarını,
  2. Katliamlara iştirak, halka taarruz, yağmacılık yapmış ve mağdurların eşyasından istifade etmiş olanların cezalandırılması ve kovulmasını”[3] talep ettiler.

 

Ermenilerin istekleri 14 Mayıs 1919 günü, ABD Başkanı Wilson tarafından kabul edilip, bölgeye gerekli incelemeyi yapmak üzere King-Crane Komisyonu ve General Harbord başkanlığında bir heyetin gönderilmesi kararlaştırıldı.[4] ABD’nin “Mandater Devlet” olmayı kabul etmesiyle, “can, mal ve yurt” kaygısı ayrılıkçı Kürtler için de başlamış; hayaller yıkılmıştı. Dolayısıyla, “bu belayı başlarından def etmek için”, asırlardır birlikte yaşadıkları, dindaşları Türklerden başka da kendilerine yardımcı olacak kimse de yoktu.

Rusların çekilmesi ile Doğu’da oluşan boşluk, Rus ordusundaki Ermeniler tarafından dolduruldu ve Müslüman halka zulmetme, öldürme, ateşte yakma gibi insan havsalasının almayacağı bin bir işkence dönemi başladı. Bu zulümlerden halkı kurtarmak için de, Erzurum merkezli Kolordu tarafından Sarıkamış ve Kars’ın kurtarılması için hazırlık yapılırken, yörede yaşayan eski Aşiret Alayı milislerinden  doğal olarak mücadeleye katılmaları istenmesine rağmen, “Sarıkamış ve Kars’ın kurtarılması için (Eylül-Ekim 1920) yapılacak harekâta tek bir eski Hamidiye aşiret alay mensubu katılmak istemiyordu. Bu alayların tamamı, gizliden beraberce sözleşmiş ve Kürt
istiklâl fikrini yürüten “Azadi kurucu başkanı” olan ve Erzurumda Kolorduda görevli Cibranlı Miralay Halit’e bağlanmışlardı.”[5] Böylece, ayrılıkçı Kürtler Türklerle aynı safta yer almadıkları gibi, “halka zulmeden Ermeni çetelerine karşıda” kıllarını kıpırdatmıyorlardı.

 

Bunun nedeni, İngilizlerin Mütareke’den (30 Ekim 1918) sonra Kars ve Sarıkamış’ı işgal ederek Ermenilere vermesi ve bu ayrılıkçı Kürtlere “Erzurum’un da Ermenilere verileceği” haberini ulaştırmış olmasıydı. Ayrıca, İngilizler Kürtler içinde, daha güneyde de olsa “bir yurt” oluşturacaktı. Bu nedenle, “ayrılıkçı Kürt Azadi örgütüü kuran ve üye olan eski Hamidiye Aşiret mensupları ve şeyhler” Ermenilerin zulmüne karşı kayıtsız kalıp, sadece olan biteni seyrediyorlardı. Bu mücadelede elbette Türklerle aynı safta olan, birlik yanlısı Kürtler vardı.

 

İngilizlerin “güvendikleri Ermenilerin yenilip, Kars ve çevresi asıl sahibi olan Türklere kalınca”, bu defa Ege’de çıkarma yaptırdıkları Yunan işgalcilerini, Anadolu içlerine doğru harekete geçirip, ayrılıkçı Kürtlere Erzurum merkezli “Azadi ayrılıkçı örgütünü (o zamanın PKK’sını)” Erzurum’da Kolorduda görevli  Alb.Cibranlı Halit’e kurdurdular (Ekim 1920).

İnönü Cephesi’nde Yunanın Türkler tarafından durdurulup, oldukça hırpalanması (Ocak 1921) İngilizlere telaşa düşürünce, Türkleri ik iateş arasınd abırakmak için ayrılıkçı Kürtlere Doğu Sivas’ta (Koçgiri) 135 köyü kapsayan alanda isyan ettirdiler. Koçgiri isyanı Mayıs 1921’de bastırılıp, Türkler 22 gün ve gece devam eden Büyük ve Kanlı Sakarya Savaşı’nı (22 Ağustos-12 Eylül 1921)  kazanıp, İngiliz destekli Yunanlıları 200 km. geriye (Afyon’a) atınca bir başka plan uygulanmaya konuldu ve daha geniş kapsamlı bir ayaklanmanın hazırlıklarına çoğu eski Hamidiye aşiret mensupları olan ayrılıkçı Kürtlerin Erzurum merkezli gizli örgütlenmesi olan Azadi örgütünce başlanıldı.  Bu örgütün, I.TBMM’de bulunan ve açığa çıkmamış üyesi milletvekilleri, TBMM’ndeki  muhaliflerle birlikte Mustafa Kemal’e karşı siyaset yapmaya başladılar.[6]

 

Nitekim Hasan Hayri Bey, I.TBMM’de Koçgiri isyanıyla ilgili 3 Ekim 1921’de yapılan gizli görüşme sırasında, “Kürtleri Türklerden ayırmak, ikisini de boğmaktır. Başka bir fikir değildir. Bugün Kürt Türk’ten ayrılsa pek fena olur. Başka Kürtleri bilmem, fakat Dersim’in vaziyeti böyledir” diyerek “asıl amacını gizlemiş” ve birlik yanlısı görüntü içinde olmuştur.Aynı şekilde Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey’de Lozan görüşmeleri sırasında (Mart 1923) “Kürdün vahdeti (geleceği), Kürdün itaati, Kürdün iki parçaya ayrılmasında değil, bir parça halinde idare edilmesindedir” şeklinde konuşarak, Azadi örgütü üyesi olarak asıl amacını  gizlemeyi başarmıştır.

Azadi örgütü propagandasını “din ve şeriat” üzerine inşaa ederek yürütüyordu:  “Cumhuriyet’in kanunlarına göre; ‘İslamiyet’in, dinin, namaz, oruç, Kur’an, nikâh, ırz ve namusun kalkacağını; bütün aşiret ağaları, şeyh ve hocaların Ankara’ya sürüleceklerini ve bunlardan bu kanuna uymayanların denize atılacaklarını ve uyanların boyunlarına birer haç takarak Ruslarla kardeş olacakları’(bölgede) eski Bitlis milletvekili ve Azadi örgütü üyesi Yusuf Ziya tarafından propaganda ediliyordu.”[7] Ayrıca, Azadi örgütü yanlısı bütün aşiretler ve Şeyh Said’in aralarında bulunduğu bölge Nakşi Tarikat üyeleri birlik içinde Muş-Diyarbakır-Bingöl-Erzurum arasındaki coğrafyada hazırlıklarını  yapıyorlardı.

 

Hazırlıklarını tamamlayan ve ortamın uygun olduğuna karar veren Azadi örgütü (biz Irak sınırı boyunca İngilizlerin donatıp eğittikleri Nasturi ayaklanmacılarıyla mücadele ederken),  Eylül 1924’de Sason Hatmi köyünde ve 11 Kasım 1924’de de Halep’te Kürt Ulusal Kongresi yapar. Bu kongrede Şeyh Said’i, oğlu Ali Rıza temsil eder. Halep kongresinden sonra Azadi, İngilizlere sunmak üzere “bir rapor hazırlar” ve Kasım 1924’de İngilizlere verip[8] , 21 Mart 1925 Nevruz günü  “ayaklanma kararı” alır. Örgütün kurucu başkanı Alb.Cibranlı Halit yakalanınca, yerine Nakşi şeyh Şeyh Said geçer.

Ayaklanma planlanan zamandan önce, Dicle’de “kaçakların” zabıtaya teslim edilmek istenmemesi üzerine istenmeyen  bir zamanda 13 Şubat 1925 tarihinde başlar ve iki ayda bastırılır. Böylece Azadi-Şeyh Said ittifakı amacına ulaşamazken, İngilizler tereyağından kıl çeker gibi hem Musul’u Türklerden koparmış ve hem de Irak sınırını istedikleri şekilde kabul ettirerek, 5 Haziran 1926’da Ankara Antlaşmasını imzalayıp, ardından da Azadi örgütü üyesi Kürtleri ve Ermenileri bir araya getirip “Hoybun” örgütünü kurdurdular. Bu örgüt, dört yıl (1926-1930) sürecek olan Ağrı isyanını başlatmış; Ağrı isyanın bastırılmasından sonra da Dersim isyanı örgütlenmesine Seyyit Rıza ve Dersimli aşiretler üzerinden başlanılmış; “rüzgar” ekenler “fırtına” biçmek zorunda kalmışlardır.

 

Şimdi bize “birlikte kurduk” diyerek, ortalıkta “eşit yurttaşlık”  edebiyatı yapanlara bu gerçekleri hatırlatırız. Kurucumuz ve Türk’ün son Başbuğu Atatürk, “Halkçılık” ilkesi ile “her Türk vatandaşının kanunlar önünde eşit haklara sahip olduğunu” uygulamaya koyan “ebedi” liderimizdir.

Kutsal vatan mücadelesinde evvel gidenlere selam olsun.

Kar, izleri örtmesin.

[1] Cevat Dursunoğlu, Milli Mücadele’de Erzurum, TC. Ziraat Bankası Matbaası, Ankara  1946, s.17 v.d.

[2] Cevat Dursunoğlu, a.g.e., s.19

[3] Ahmet Hulki Saral, Ermeni Meselesi (Tarihsiz), s.258

[4] Barçın Kodaman, Sevr ve Lozan’da Ermeni Sorunu, SDÜ, SBE, Yayınlanmamış Master Tezi, Isparta 2002, s.22

[5] M. Şerif Fırat, M. Şerif Fırat, Doğu İlleri ve Varto Tarihi, (Yayına hazırlayan: Hayri Bildik),Yayın B,
Nisan 2013, s.186

[6] Bunlardan biri Bitlis milletvekili Yusuf Ziya, diğeri de Dersim milletvekili Hasan Hayri
(Kango) Beylerdi.

[7] M. Şerif Fırat, a.g.e., s.201

[8] Mark Levene, Te Crises of Genocide, Oxford Üni.,Yay., Volume-I, İngiltere 2013, s.287

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.