Giresun Işık Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
İLKEMİZKÜNYE

HABER ARA


Gelişmiş Arama

EVETÇİLER İYİ DÜŞÜNMELİ!

İ. Şefik AYDIN

23 Temmuz 2010, 13:33

İ. Şefik AYDIN

Yıllardır İsveç’te yaşayan bir akrabamdan dinledim: Cezayirli ve Yunanlı bir arkadaşıyla sohbet ederken, Yunanlı arkadaşı, Fransızcayı kusursuz bir şekilde konuşan Cezayirli arkadaşlarına “Hayret! Fransızcayı sanki ana dilin gibi konuşuyorsun!”  demiş. Bunun üzerine akrabam Yunanlı arkadaşına şunları söylemiş: “Cezayirli arkadaşımızın ana dili Fransızcadır çünkü Cezayir’i Fransızlar sadece 100 yıl yönettiler fakat Cezayir halkına kendi dillerini bellettiler!” Bu durumu öğrenen Yunanlı bakınız nasıl konuşmuş: “Yahu, Türkler bizi 400 yıldan fazla yönetti fakat biz kendi dilimizi konuşuyoruz!” Gelin de bunu bizim ‘Osmanlı da emperyalistti!’ diyen aklı evvellere anlatın!

Akrabam, yine, İsveç’te yaşayan bir Kürt arkadaşının, ailesinin köklerini anlatırken ‘Horasan’dan geldiklerini’ vurguladığını da bana anlatmıştı! Enteresan değil mi Horasan’dan gelmişler, kökeni Türkmen fakat Kendini ‘Kürt’ olarak tanımlıyor?!

Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu’nun ‘Anadolu’nun Etnik Yapısı’ hakkında yaptığı çok kapsamlı araştırmayı hatırlatalım!  8 ciltlik bu çalışmayı Türk Tarih Kurumu bastırmıştı. Sayın Halaçoğlu, Osmanlı tahrir defterlerine dayanarak yaptığı bu değerli çalışma ile, bugün ‘Kürt Aşireti’ olarak bilinen birçok aşiretin Türkmen kökenli olduğunu ortaya koymuştur. Hattâ kendini  ‘Kürt Milletvekili’ olarak tanıtan Dengir Mir Mehmet Fırat’ın aşiretinin Türkmen aşireti olduğunu meydana çıkarmıştı da sayın Fırat bir televizyon programında kem küm etmişti. Fakat ne çare ki, bugün Türklük değil, Kürtlük ‘geçer akçe’ olduğundan bu çalışmaya pek itibar edilmemiştir. Sahi, siz, hiçbir televizyon kanalında bu ilmî çalışma hakkında herhangi bir program yapıldığını, ‘Etnik Kimlik’ konusunda pek ‘meraklı’ gazeteci ve televizyoncuların, sayın Halaçoğlu’nu programlarına davet ederek konuyu tartıştıklarını gördünüz mü? Tartışmazlar!  Çünkü o zaman birçok Kürt aşiretinin aslında Türkmen kökenli olduğu meydana çıkar ve oyun bozulur! Tarihin ne önemi var ki, önemli olan  emperyalist ‘dostların’ yazdıkları  senaryonun tıkır tıkır işlemesidir ve ne yazık ki işlemektedir de! Bu senaryonun muhtevasına tekrardan bir göz atalım mı: ‘Türkler bu topraklarda azınlıktır. Anadolu bir mozaiktir. Kürt azınlığa ve diğer azınlıklara zulmedilmektedir. Anayasadan Türklük kavramı çıkarılmalıdır. Bunun yerine Türkiyelilik kavramı kullanılmalıdır.  Bu sayede millet daha mesut olacak, ülkeye de barış gelecektir!’ Evet, aynen böyle; fazlamız yok fakat eksiğimiz var!

Bu ‘Türkiyelilik Güruhu’ndan TESEV’in raporuna da değinmek gerekiyor.  Efendim, Proje Direktörlüğünü ma’lûm ‘Ulus Devlet’ düşmanlarından Etyen Mahçupyan’ın yaptığı son  TESEV raporunda ‘Türk Milleti’ ‘Türk Devleti’ ‘Türk Vatandaşı’ ve ‘Türk Kültürü’ gibi ifadelerin kullanılmaması istenmiş! ‘Türk Milleti’ yerine sadece ‘Millet’, ‘Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı’ gibi saçmalıklar önerilmiş!  Tabiî ki Türk tanımı dışlanınca yerine  Kürt tanımını sokmadan olmaz!  Nitekim, şimdilik TESEV raporunda  ‘Kürtçenin önündeki engellerin kaldırılması, bölgeye Kürtçe bilen personel atanması, bölgedeki camilerde vaazların Türkçe ve Kürtçe verilmesi’ gibi öneriler varmış! Bunları daha başka önerilerin takip edeceği muhakkaktır.

‘Canım TESEV, alt tarafı,  SOROS’un fonladığı bir STK’dır’ deyip geçebilirsiniz fakat iş bunlarla bitmiyor ki! Bu ülkenin anayasası üzerine yemin etmiş siyasiler ve  ‘aydınlar’ da bu projenin gönüllüsü gibi çalışmaktalar! Karşımızda bir ‘CEPHE’ var!

AKP’nin de benzer düşünceleri savunduğu biliniyor. Meselâ AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı isimli Hanım bakınız neler buyurmuş: “Anayasayı değiştireceğiz ve vatandaşlıktaki Türklük tanımını kaldıracağız. Yoksa demokratikleşmeyi yapamayız. Vatandaşlık tanımı da değiştirilecek. Herkes kendi etnik kökenini ifade edebilecek. Ve üst kimlik olarak ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım’ diyecek!”

Evet, işte bu cephenin yapmak istediği budur ve 12 Eylül tarihinde yapılacak olan referandumda ‘EVET’ oyu verecekler, bunları gerçekleştirmekte kararlı olan bir iktidara ‘EVET’ diyeceklerini de bilmelidirler.

‘Türkiyelilik’ tanımını kabul edersek, Anayasadan ‘Türklük’, ‘Türk Milleti’ gibi tanımları çıkarırsak bu topraklara barış ve demokrasi gelecekmiş! Bölücülerin, işbirlikçilerin ve demokrasi-özgürlük masalları ile millî duyguları uyuşturulanların bu kavramları benimsemeleri normaldir; bizim yadırgadığımız, ‘Cumhuriyetimizin kurucusu’ olmakla övünen CHP’nin yeni Genel Başkanı sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir konuşmasında, bu, ‘Türkiyelilik’ kavramını kullanmasıdır!  Bildiğimiz kadarı ile sayın Deniz Baykal hep Millî Devleti savunmuş ve bu netameli kavramı hiç kullanmamıştı!

CHP çevrelerinde birden bir ‘Kürt Raporu’ da gündeme geldi! Biz SHP dönemindeki raporları da hatırlıyoruz.  1989’da yüzde 29 oy alan SHP’nin oyu 1991’de yüzde 21’lere düşmüştü o raporlar yüzünden ve sonra bilindiği gibi iş baraja takılmaya kadar gitmişti! Şimdi yine Kürt raporu gündemlerindeymiş!  Kürt Raporu düzenlemeye kalkmak ‘Kürt Sorunu’nu kabullenmek anlamına gelmez mi? Bu, bölücü Kürtçülerin söylemi değil midir?  Din ve bölücülük meselesinde atılacak en küçük bir yanlış adımın CHP’ye ve ülkemize büyük kayıplara mal olacağı bilinmelidir. Hâlbuki Din konusunda gayet iyi gitmekteydiler. Meselâ Adıyaman konuşmasını dinlemiştik orada yaptığı konuşmada sayın Kılıçdaroğlu yoksulluk, yolsuzluk üzerinden AKP’ye çok da güzel vurmuştu ve bu vuruşlar oldukça ses getirmişti.  O konuşmasında sayın Kılıçdaroğlu AKP’yi eleştirirken ne dinci, ne de  İslâmcı  gibi kavramları  kullanmamıştı ve iyi de etmişti. Bu köşede sıkça dile getirdiğimiz gibi, kendilerini ‘lâik’ olarak niteleyen aydınlarımız ötedenberi AKP’yi ‘Dinci’,  ‘İslâmcı’ diye suçlayarak, Müslüman kimliklerini önde tutan ve maalesef dinimizi de yeterince bilmeyen vatandaşlarımızı  farkında olmadan AKP’nin arkasına yığarlar. Hâlbuki AKP’nin zayıf yanı yolsuzluklar, ABD ve AB ile yaptığı işbirliği değil midir? 

Bu bakımdan sayın Kılıçdaroğlu’nun bugüne kadar sürdürdüğü muhalefet ‘Türkiyelilik’ kavramını kullanması dışında son derece olumludur. CHP kurmayları Kürtçülere taviz vererek Doğu ve Güneydoğu’dan oy alabileceğini zannediyorlarsa büyük bir yanılgı içindedirler. O bölgede AKP ve PKK’nın siyasî kanadı olduklarını saklamayan DTP’den başka partilerin şansları yoktur. Bölgenin milletvekilleri bu iki parti tarafından paylaşılmıştır ve bu bir süre daha böyle devam edeceğe benzemektedir.  Devletin silahlı gücü AKP’nin arkasındadır, PKK’nın silahlı gücü de DTP’nin arkasındadır! Ve yöre halkı kim güçlüyse onun yanındadır! Aslında olağanüstü şartların yaşandığı bölgede seçim yapılması da  bir tiyatrodan farksızdır ya neyse.

Fakat her şeye rağmen milletin AKP’den kurtulmak için önemli bir alternatif olarak gördüğü CHP eğer yanlış yapmazsa AKP ilk seçimde gidicidir. Biz, anayasa referandumunun bunun ilk göstergesi olacağına inanıyoruz. Nitekim, referandumda pabucun pahalı olduğunu anlayan iktidar, vatandaşı EVET’e yöneltmek için, ‘Toplu ağlama gösterilerine’ bile başvurmaktan çekinmemektedir.

Her ne kadar iktidar sözcüleri bu anayasa değişiklikleri ile ülkemizin daha da demokratik bir yönetime kavuşacaklarını iddia etseler de, biz bu masallara inananların yüzde ellilerin oldukça altında olacağına inanmaktayız.

Sağlık Bakanı Tam Gün Yasası hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararını yorumlarken “Mahkemenin Kararı Bizi Bağlamaz” diyerek Adalete olan saygılarını göstermiştir! İçişleri Bakanı tarafından açığa alınan ve hakkında soruşturma açılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak hakkındaki 28 iddiadan 27’sinin herhangi bir suç oluşturmadığı ortaya çıkmış; kalan bir soruşturmanın da Bakanlığa görevden alma yetkisi vermediği şeklindeki haberler basınımızda yer almıştır.  Ve Aytaç durak hâlâ açıktadır!

Mehmet Haberal’ın tahliyesine karşı çıkan 9 hâkim ‘Ağır kusurlu’ bulundu ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından tazminata mahkûm edildi.   Kararda, sağlık sorunları bulunan Haberal’ın hayatının tehdit altında olduğu vurgulanarak “Tahliye için, öngörülemeyen bir yargılama sürecinin sonuçlanmasının beklenmesi gerektiği kabul edilemez.  Çünkü yaşam hakkı en kutsal ve birincil haktır” deniliyor.

Tazminatın  hâkimlerden tahsil edilmesi için icra işlemleri de başlatıldı!        Demek ki hâlâ daha  ‘Ankara’da Hâkimler Var.’ Fakat bu yeni anayasa değişiklikleri referandumda  kabul edilirse yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün olabilecek midir? Rejim nasıl bir yapıya dönüşecektir? ‘EVET’ demeyi düşünenler iyi düşünmek zorundadırlar.

Bu haber 162 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
AŞK OLSUN SANA AZERBAYCAN08 Eylül 2010

ANKET

12 EYLÜL'DE REFERANDUMDA HANGİ OYU KULLANACAKSINIZ?



Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.




 

Biber Hapı
Bedava oyunlar
En kral oyunlar
 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi