Giresun Işık Gazetesi
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM
İLKEMİZKÜNYE

HABER ARA


Gelişmiş Arama

TİREBOLU VE BURJUVAZİ (4)

Yalçın DURAK

21 Temmuz 2010, 00:39

Yalçın DURAK

İkinci yazımda Osmanlı tarihinden ve Yavuz Sultan Selim’in Mısır sefer ve Hilafetin Osmanlı İmparatorluğuna geçişinden söz etmiştim. Hatta yazımı da “şimdi, Osmanlı Tarihi ile Tirebolu’nun ne ilgisi var, diyeceksiniz, evet var buna ilerde değineceğim” şeklinde bitirmiştim.  Yavuz’un mısır seferi ve hilafetin Osmanlı padişahlarına geçişi 16. yüzyılda gerçekleşti. Nasıl Hilafet  yani din 1515 yılında sonra Osmanlı yönetimde etkisini göstermeğe  ve yaklaşık 60 sene sonra, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşanın ölümüyle Osmanlıda duraklama devri başlamış ise 1950 de Ezanın Arapça okunuşu da Tirebolu’nun sosyal yaşantısının değişiminin başlangıcı olmuştur. Nasıl mı?

 

Yukarıda da değindim Tirebolu’nun güçlü görünümü, modern sosyal yaşantısı, çağdaşlığı  komşu yerleşim birimleri için hem göze batan bir diken ve hem de gıpta edilen, hatta

kıskanılan bir özellikti. Bu göze batma en çok da din çevrelerinde kendini hissettiriyordu. Bu çağdaşlık bu modernlik özellikle Ezanın 1950den sonra Arapça okunmasıyla aktif hale gelen din taciri yobazların sadece  gözlerinde bir diken değil, aslında bir çomak hatta, hatta canlarını yakan bir kazıktı. Tirebolu’da da köylüler şehirlilerin köylerdeki arazilerinin büyük kısmına sahip olmuştu. Yukarıda Safranbolu örneğinde de değindiğim gibi köyler artık onlara dar gelmeğe başlamıştı Ancak Tirebolu’daki hayat köylerden, hatta komşu ilçelerden de farklılık idi. Örneğin Görele, örneğin Espiye bu ilçelerde köylü, şehirli daima iç içe idi. Şehrin esnafının büyük çoğunlu çevre köylerde oturur, yaz kış yağmur kar sabah kasabaya iner dükkanını açar, akşam köyüne dönerdi. Aslında şehirde oturanlar da köy kökenli idiler. Bu güzel vasıflarını da hiçbir zaman yitirmemişler, yani asıllarını inkar etmemişler. Bunun en güzel örneği ve kanıtı da,  özellikle  Görele’de kanımca Espiye’de de  kaza merkezlerinin  köklü bir mezarlığının bulunmamasıdır. Ölenler, köylerindeki aile mezarlıklarına defnedilirler. Yani yıllar yıllı köylü ve köyden gelip şehre yerleşmiş şehirli, iç içe ve can ciğer kuzu sarmasıdır. Ya Tirebolu?  Evet köylü Tirebolu  burjuvazisinin gözünde belki bir diken değildi ama, bir değer de değildi. 

 

Yine bir anı ile yazıma devam edeceğim. Ankara’da Bulancaklı bir arkadaşın açtığı ve yıllardır Ankara’daki Karadenizlilerin ağız tadı ile pide yedikleri bir pide salonu var. Bu pide salonunun ustası Yağlıdere’li. Sık, sık pide yediğim bir yer olduğu için sipariş verdiğim  pidemin nasıl olması gerektiğini bu ustaya söyler ve pide pişinceye kadar da sohbet ederdik. Bir gün bana:

 

-   Siz Tirebolulular köylü düşmanısınız, dedi. Doğruydu, daha doğrusu kurunun yanında      yaş da yanıyor ve bazılarının bu yanlış tutumu tüm Tirebolululara mal ediliyordu. Ama ben gene de:

-         Neden biz köylü düşmanıyız, Tirebolulular sana ne düşmanlık yaptı? diye sordum. Aldığım yanıt:

-         Eskiden Yağlıdere Tirebolu’ya bağlı bir köy idi. Biz Tirebolu’ya geldiğimizde genellikle Yeniköy’de kalırdık. Bir gün, nedenini hala bilmiyorum Çintaşı tarafına geçtim ve caminin önündeki banka oturdum. Bir süre sonra  yanıma birisi yanaştı ve Ula yeenim sen hangi ködensiy, dedi. Ben de, ula dayı benim kölü olduğumu nereden anladıy,” dedim.  Ayayda gara lasdik var da, dedi ve gülerek devam etti: Sizi ayağa bakan köylü düşmanı Tirebolulular sizi, dedi. Ne diyebilirdim. Sustum.

 

Tirebolu’da köyden şehre göç başladı ve bu sayede din taciri yobazlara gün doğdu. Artık aktivitelerini göstermenin zamanı gelmişti. Tirebolu’daki çağdaş, modern yaşantıdan köy kökenlileri uzak tutmanın tek yolu bu yaşantının günah, özellikle açık saçık olarak değerlendirdikleri şehirlinin modern giyim tarzlarının ahlaksızlık olduğunu, bu tarz giyinip, bunlara benzeyenlerin  kesinlikle cehenneme gideceğini yaymaktı. Onlara göre NAMUS sadece ve sadece kadınların apış aralarında, AHLAK etek boylarında, GÜNAH ise görünen saç tellerindedir. 1950 ye kadar herkes dinini dilediği gibi yaşardı Tirebolu’da. Bu gün dört ayrı tarikatın anormal bir güçle aktivitesini sürdürdüğü dile getiriliyor ilçemizde. Bu şehirde hem katil, hem de bir zamanlar silah kaçakçısı olan bir şahısın yıllarca bu  tarikatlardan birinin  sorumlu yetkilisi  ve kasası görevini yürüttüğü söyleniyordu. Yaklaşık onbeş sene kadar evveldi. Bir tanıdığımın eşinin bir rahatsızlığından dolayı ameliyat olması gerekiyordu.  Sözünü ettiğim kişi hanımın kocasına:

 

-         Eşinin ameliyat masraflarını karşılarım. Ancak bir tek şartla; Eşin başını kapatacak,yani türban kullanacak, demiş.

 

Dikkat ederseniz türbanlı sayısını, yerleşim birimlerinin nüfusuna oranlarsak komşu il ve ilçelere göre Tirebolu’da çok yüksek olduğunu görürüz. Bunun nedeni acaba gerçekten “DİN “mi.Yani samimi olarak inandıkları için mi türbanlılar, yoksa bu bir BİZ SİZDEN DEĞİLİZ” gösterisi mi?    

 

25.mart.2010 tarihli yazısında Sayın Kübüç “köylü denilen insanlar kim”, diye soruyor. İşte bu sorunun cevabı: Köylü denilen insanlar, ekonomik durumları güçlenmiş, bu nedenle köyleri onlara dar gelmeğe başlamış, şehirlere göç etmiş, hatta bir çoğu normal bir eğitim almış, ekonomik durumları da yeterli hatta güçlü olmalarına karşın, sosyal yaşantı olarak, sonradan geldikleri yerleşim birimlerindeki eskilerle kaynaşamamış, büyük çoğunlukla onların yaşantılarına gıpta ettikleri halde, özellikle mahalle baskısı nedeniyle onlardan uzak durmayı tercih etmiş, kendi düşüncelerini ve yaşantı biçimlerini ellerindeki para gücünü de bir koz olarak kullanarak bulundukları topluma dayatma gayreti içinde olan, içine kapanık toplumlardır. Bu gün neden İstanbul’a ONBEŞ MİLYONLUK KÖY diyorlar. İNSANLAR ANNELERİNDEN İNSAN OLARAK DOĞARLAR.  O İNSANCIKLAR DOĞDUKLARI ANDA, BELKİ BİR KÖYDE, BELKİ ŞEHİRDE DOĞMUŞTUR AMA, O NE KÖYLÜ NE DE ŞEHİRLİDİR. SADECE VE SADECE TERTEMİZ BİR İNSANDIR. AMA ONLARIN KADERLERİNİ BİZ İNSANLAR(!) YÖNLENDİRİRİZ. 

 

Son iki söz :

1-           ALLAH’IN VARLIĞINA İNANMASAM PARAYA ALLAH DİYE TAPARDIM. (Amerikalı bir düşünür)

2-           MÜKEMMEL DAİMA İYİNİN DÜŞMANIDIR. (Karl Marx)

Bu haber 369 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
AŞK OLSUN SANA AZERBAYCAN08 Eylül 2010

ANKET

12 EYLÜL'DE REFERANDUMDA HANGİ OYU KULLANACAKSINIZ?



Tüm Anketler

HAVA DURUMU

Detaylı bilgi için resmin üzerine tıklayın.




 

Biber Hapı
Bedava oyunlar
En kral oyunlar
 


RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi